24 Ağustos 2016

MİM MİRİ MİM: GÖZÜMÜ KORKUTAN KİTAPLAR

Mimlere katılmayı çok seviyorum ve her mimde mimlenenlerde ismimi arıyorum :) Evet zaman sıkıntım yüzünden hemen dönemesem de bir mim listem var ve yavaş yavaş hepsini yapacağım. 

Sevgili Fenom, ruh ikizim, bu durumu bilmesine rağmen her mimde ismimi güzel bloguna yazar ve beni çok çok mutlu eder. Kendisine yine kocaman bir teşekkür....

Gelelim listemdeki mimlerden birine, gözümüzü korkutan kitapları yazacağız. On adet soru var bununla ilgili. Sevgili kitap kurdu Fenom bu soruları güzel kitap yorumlarıyla taçlandırmış ve şurada cevaplamış: Kore Fenomeni: Gözümü Korkutan Kitaplar. Keyif alacağınıza eminim. 

Gelelim benim cevaplarıma...

Kitap okuyamadığım yılları ve yıllar sonra okuduğum ilk kitabı şu yayınımda detaylı bir şekilde anlatmıştım, olur da bakmak isterseniz. Sonra "bu kız neden kitap okumuyor" diye kızmayın bana. Artık başladım :)



Mimi yapacaklar için soruları şu şekilde sıralayayım ve sonra cevaplarıma geçeyim:
1) Okuyamadığın bir kitap?
2) Zaman olmadığı için okuyamadığın bir kitap? 
3) Bir serinin devamı olduğu için okuyamadığın bir kitap?
4) Yeni çıkan ve okumadığın bir kitap?
5) Okuduğun bir kitabı beğenmediğin için o yazardan okuyamadığın bir kitap?
6) Havanda olmadığın için okuyamadığın bir kitap?
7) Çok büyük olduğu için okuyamadığın bir kitap?
8) Kapağını beğenip aldığın ama kötü yorumlar okuduğun için okumadığın bir kitap?
9) Okumaktan en çok çekindiğin kitap?
10) Uzun zamandır okunmayı bekleyen kitap?


---------------

1) Okuyamadığın bir kitap?
İnci Aral: İçimden Kuşlar Göçüyor.
Üniversitedeydim, en çok kitap okuduğum dönem olmasına rağmen bu kitabı bitiremedim içim bayılmıştı :) 

2) Zaman olmadığı için okuyamadığın bir kitap? 
Kitap okuyamama dönemime denk gelen "Cehennem". Ama okudum artık ve çok mutluyum... Yorumunu da ilk fırsatta yazacağım. 

3) Bir serinin devamı olduğu için okuyamadığın bir kitap?
Okuyamadığım değil sadece henüz okumadığım kitaplar var. Hayalevi Kralları Serisi. Başladım, devam edeceğim. İlk kitabının yorumu şurada



4) Yeni çıkan ve okumadığın bir kitap?
Çok :) 

5) Okuduğun bir kitabı beğenmediğin için o yazardan okuyamadığın bir kitap?
Gözlerini Sımsıkı Kapat: John Verdon. 
Aklından Bir Sayı Tut kitabını okudum ve maalesef konusu, yıllar önce mail listelerinde dolaşan ve cevabını bildiğim bir hikayeye aitti. Bu sebeple "nasıl oluyor" sorusunu başta soramadım. Sonlarına kadar çok sıkılarak okudum ama sonu güzeldi. Yine de başka bir kitabını okumak istemiyorum, şimdilik.



6) Havanda olmadığın için okuyamadığın bir kitap?
Devlet. Yıllardır okumamıştım. Sevgili Yağmur Tozu'nun tavsiyesiyle markette de ismini görüp ince bir kitap olarak da görünce direkt aldım, hemen okur bitiririm dedim ama yapamadım :) İlk sayfalarda isimlere konsantre olamadım, sonrasında da nedense kafamı toplayıp okuyamadım. Sanırım daha sakin ve uykumu aldığım zamanlarda tekrar elime almam gerekiyor. Bir de bendekinin sayfaları niye az diye düşünüyorum... Kitabevi ile alakalı sanırım, bir de onu kontrol edeceğim. Şimdilik park ettim :) Yağmur kızma bana :)

7) Çok büyük olduğu için okuyamadığın bir kitap?
Sofi'nin Dünyası. 

8) Kapağını beğenip aldığın ama kötü yorumlar okuduğun için okumadığın bir kitap?
Klon: 
Ancak sevgili Didemika'nın yorumundan sonra tekrar listeme aldım. 



9) Okumaktan en çok çekindiğin kitap?
Kişisel Gelişim, Dram, Romantik...

10) Uzun zamandır okunmayı bekleyen kitap?
Sherlock serisi. Sherlock'u seri olarak değerlendirmiyorum. Her biri ayrı kitap bence. Dizisine olan aşkımdan dolayı kitap listemde arkalara kaçıyor. Dizisini hala izlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz, şu yayınıma bakabilirsiniz :) 




--------------

Gelelim mimlediğim isimlere... Liste kalabalık, Fenom'un mimlemediklerinden seçtim ama daha önce bu mimi yaptıysanız da çaktırmayın :) Yazmayı unuttuysam affola, okuyan ve yapmayan herkes mimlenmiştir ;)

Ece Evren'in Kişisel Blogu
Kurabiyecimis (Zehra)
Ayna Hikayesi (Aytül Örcün)
Karpuuz (Umut Kural)
Film Gündemi (Zülal)
İstanbul Hanımefendisi
Merih'in Atmosferinde
Örgü Çantam (Hatice Yazıcı)
Daha Mutlu Yaşam (Yurdagül)
Defne'nin Masalı
Adam Mutlu
Renklii Mutfak
Blogluyorum (Gökçe)
Derya'nın Spor Günlüğü
Anne Güncesi
Tokideki Ses
Şapşik Anne
EQ (Ayşe)
Deneyimli Anne
Simurg'un Kalemi
Menfi Ebru Taş
Handan (Bir)
Merve'nin Evinden
De Kubad
Oytunla Hayat
İçimdeki Masal Dünyası (Emine Bektaşi)
2 Çocukla Hayat (Gülşah)
Evrim'in Renkli Dünyası
Çay Molası

Bilgisayar başında olmadığımdan linkeri ekleyemedim kusura bakmayın..
DEVAMINI OKU

20 Ağustos 2016

HAFTANIN BLOGU: İYİ Kİ DOĞDUN!!!!




happy birthday
iyi ki doğdun... iyi ki doğdun... mutlu yıllar sana!...

happy birthday
iyi ki doğdun... iyi ki doğdun... mutlu yıllar sana!...

Hepimizin ablası, annesi, dostu yer yer çılgın kankası...
Yaşı yok ablamın! Siz hangi yaşı istiyorsanız söyleyin yeter! Hani sanmayın ki diğer yaşları farklı! Her hali, her yazısı, her fikri, her davranışı sevilesi!!!

Tanımadan sevilenler kervanına capcanlı taptatlı bir örnek!

O kocaman yüreğinde sevdiklerine koskocaman bir yer ayırır, öyle ki çıkarmaz kolay kolay. Sevdikleri dediysem ille bir şey yapmanız gerekmez. İnsan sarrafı ablam bazen sadece bir yazınızdan sever sizi, bir cümlenizden, klavye üzerinde de olsa anladığı gülüşünüzden...

Kelimelerle dans eder o, 'bu benim konuştuğum dil mi' dersiniz. Ne kadar kompleks cümle kursa da o kadar yalındır işleyişi... Sadece alır sizi. 
Kimi yazısını hızlı bir kahve eşliğinde, kimi yazısınıysa uzun bir koltuk keyfinde okumalısınız. 

Ne desem bilmiyorum ki. Zor anlatmak, bilenler anladı, bilmeyenler merak etti belki... Bir uğrayın derim sadece. Bu güzel yürekle tanışın. Yüreğinizin bir parçasına dokunsun. O yazıların tadını çıkarmaya vaktiniz yoksa bile bir selam edin, o da yeter günlük keyfe...
pastamızı da keselim...

İYİ Kİ DOĞDUN ABLACIM! 
NİCE NİCE GÜLÜMSEMELİ, KELİMELERİN MUTLULUĞU YÜREĞİNİ SARAN, duygularının gıdaları hiç bitmeyen, seni anlayan dostlarına sandalye ayırdığın, geçmişi sadece gülümseyerek hatırladığın, her gününe daha büyük şükrettiğin yılların olsun! 

Herkes adına yazabilirim:
SENİ ÇOK SEVİYORUZ :) 

Benden kocaman öpücükler!

Bu yazıyı deniz otobüsünde giderken yazıyorum... Bir yandan sağa sola sallanırken bir yandan bu minik tuşlara yön vererek :D Güzel resim ekleyemezsem affet... 


Not: Ece ablacım, ben dışarılarda olduğumdan ruh ikizime 'yazıya renk katar mısın' dedim. Bu mükemmel tasarım ve linkler onun sayesinde :) Ne güzel resimler bulmuş değil mi? Yapar o hep en güzelini :)
DEVAMINI OKU

4 Ağustos 2016

FIRINDA MARSHMALLOW VE ÇİKOLATA TARİFİ (BEBEKLER İÇİN UYGUN DEĞİL)

Marshmallow Tatlısı
Fırında Marshmallow ve Çikolata
Bu tarif bebeklere uygun değil, çocuklardan da uzak tutulmalı bence...
Oğlumsuz bir günüm olmasaydı bizim mutfağa da girmezdi kesinlikle.
Fakat hem onu çok özlediğimden, hem de şu sıralar içinde bulunduğum(uz) ruh hali yüzünden böyle bir işe giriştim itiraf ediyorum.

Aklımı ilk kim mi çeldi? 
Gözde komşum... Kızacaksanız ona kızın, adresi şurada

Kendisinin de dediği gibi "tatlı krizine basit çözüm". 

Tarif genelde damla çikolatayla yapılıyor ama damla çikolatayla aram hiç iyi olmadı. Çikolata alacaksam hep sevdiklerimden alıp onu kullandım tariflerde. Bunda da aynısını yaptım (Gözde de aynısını yapmış).

FIRINDA MARSHMALLOW VE ÇİKOLATA TARİFİ

MALZEMELER:
Çikolata
Marshmallow
Bisküvi
(miktarları zevkinize ve kaba göre ayarlayın)

YAPILIŞI:
Çikolataları mümkün olduğunca küçük parçalara ayırın.
Fırına dayanıklı bir kabın en altına düzgünce yayın.
Ben fıstıklı bitter çikolata ve sütlü madlen çikolata kullandım. Fıstık da harika oldu.

Fırında Marshmallow ve Çikolata
Marshmallowları ister bütün, isterseniz ikiye keserek üzerine güzelce dizin. Ben ağır geleceğini düşünerek ikiye kesmiştim ve bu sebeple -fotoğrafta gördüğünüz gibi- biraz çikolataya buladım onları. Ancak hem bölmek zor, hem de bu şekilde az geldi. Bir daha yaparsam bütün koyacağım. 
Fırında Marshmallow ve Çikolata

150-175 derece arasında ısıttığınız fırında 10 dakika bekletin. Üzerinin kızardığından emin olun.
Fırında Marshmallow Nasıl Yapılır
Fırında Marshmallow ve Çikolata

Sonra bisküvinizi alıp bandırarak bu iki güzelliğin bisküviniz üzerinde karışmasını izleyin.

Çocuklara göstermeyin ;)


AFİYET OLSUN! 
DEVAMINI OKU

1 Temmuz 2016

HAFTANIN BLOGU: GENÇ VE BAŞARILI...

HAFTANIN BLOGU
Haftanın Blogu etkinliğine başlarken hissettiğim heyecanı hala yaşıyorum, hiç azalmadı! Aynı heyecanla, aynı hevesle, aynı merakla yazıyorum. Yorumları ise dört gözle bekliyorum. Özellikle seçtiğim blogun gelmesini :) 

Vakitsizliğim dillere destan, artık sağır sultan bile duydu uykuya ve zamana hasret olduğumu. Haftanın blogunu seçerken de o kadar kontrol ediyorum, özeniyorum ki anlatamam. Diğer yayınlarıma ayırdığım zaman hiç kalır.

Normal yayınlarım da azalmışken ve yorumlara bile dönemiyorken etkinlik biraz aksadı haliyle...
Bekleyen mimlerimse cabası ;) 
Ama hepsini mutlaka yapacağım! Sadece zamana ihtiyacım var ;) 

Bu kadar giriş yeter sanırım. 

Etkinliğe daha önce katılmamış, etkinliği duymamış olanlar varsa şu yayınımdan detayına bakabilirler. 
Sevgili ruh ikizim Fenom'un Google Plus topluluğunda da ayrıca bir 'haftanın blogu' kategorisi mevcut, lütfen seçerseniz orada da paylaşın ;) Seçmeseniz bile gelin çok güzel bir topluluk, herkes orada...

Bu hafta seçtiğim arkadaşımı bir süredir seçmek istiyorum. Kendisi aramıza yeni katıldı aslında.  

Nasıl anlatsam bilemiyorum, en korktuğum yayınlardan biri olacak sanırım. 
Bir yazara kendi kitabınızı okutmak, bir modacıya defile sunmak, bir sanatçının resmini yapmak gibi korkum. Bunun en büyük sebebi Türkçeyi çok güzel kullanması. Her yazısını okuduğumda aldığım o keyfi anlatamam. Hayır, imla hatası yok! Kelimeler o kadar düzgün yerleştirilmiş ki... Hayran olmamak elde değil. Benim imla takıntım var kesinlikle. Fakat hata da yapmıyor değilim. Onda bulamıyorum :)

Bloga girdiğiniz andan itibaren renkli bir sadelik alıyor sizi. Tasarımı çok şık. 

Sonrasında o düzgün Türkçe... Her yayınının altına yazmak istiyorum bunu, sanırım yazıyorum da :)
Aldığım o keyfi anlatmam çok zor çünkü. 

Hem kullandığı font, hem diziliş, hem içerik, hem anlatım, hem düzen... Bence tek kelimeyle mükemmel. 

Fenom'un blogunda da hep aynı beğeniyi hissetmişimdir: kelimeler ve fotoğraflar bu kadar güzel düzenlenebilir... Benim gibi takıntılı bir ruh ikizinden sonra ufak tefek bağlaç hatalarını da yok etti, şimdi diyecek söz yok :) 
(Fenomsuz yayın yapamıyorum, olmuyor evet :D)

Haftanın bloguna dönelim. 

Blogunun isminden de anlaşılacağı üzere film ve kitap yorumları favorim: 


Kendisi hem çok kibar, hem de yaşından beklenmeyecek kadar olgun. 

Ben onu birebir tanımadığım halde: sakin, vefalı, sözüne sadık, daimi dost, güven veren, mantıklı, ayağı yere sağlam basan, sevdi mi tam seven biri olduğunu düşünüyorum :) 
Bakalım kendisi onaylayacak mı? 
BAKALIM KİMMİŞ SERHAT OCAK?
Kendisi güzel bir mim ile de anlattı, okumak isterseniz şurada: Kimdir Bu Serhat?

Blog konusunda da çok vefalı, herhangi bir yorumu veya paylaşımı unutmuyor. Kendi hesaplarında da başka blogları paylaşmayı hiç aksatmıyor. 

Aslında bloguna baktığınızda ve rastgele bir yayın okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız. Onu hemen seveceksiniz eminim :)

Headerı da kendi tasarlamış ve bunu bize şu yayınıyla anlattı. Kullandığı sarı tonu çok sevdim :) 

HAYVAN ÇİFTLİĞİ KİTAP YORUMU İÇİN TIKLAYIN
12 KIZGIN ADAM YORUMU İÇİN TIKLAYIN 

Diyorum ki Serhat :) İyi ki aramıza katılmışsın, iyi ki bu güzel ve kaliteli blogu açmışsın. Lütfen yazmaya devam et. Benim gözümde ilk yayınından itibaren profesyonelsin! İyi ki yazıyorsun, gözümün pasını siliyorsun :) 

Yolun açık olsun! 


Not: Yayında yazım hatası görürsen hemen söyle düzelteyim :D

Ve misafirlerin için blogunda bir 'hoşgeldin' yazısı hazırlarsan çok mutlu oluruz ;) Sevgili Tigris'in güzel fikri ;)

---------------
Bayram sebebiyle yayın aralarım yine uzayabilir, kendisini bir haftadan uzun süre misafir edeceğim ;)

Güzeller güzeli yorumlarınız için çok teşekkür ederim, dönüşüm biraz gecikti ama hepsine doya doya döneceğim!

HERKESE HAYIRLI CUMALAR, HAYIRLI KANDİLLER VE şimdiden RAMAZAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN!
DEVAMINI OKU

30 Haziran 2016

MİM MİRİM MİM: SİZİN ŞEHRİNİZ

TEMA VAKFI - KAVACIK
Sevgili Tigris beni mimleyeli uzun zaman oldu. 
Ancak beni biliyorsunuz artık, mimlerim biraz geriden geliyor :) Bir mim listem var, hangi güzel insan mimlerse hemen not alıyorum ki unutmayım. Mimlenmek, akla gelmek, sizin düşüncenizin merak edilmesi harika bir duygu! 
Hatta hatta geç cevaplayacağımı bile bile...
Bir kez daha, Tigris'in güzel mimi dahil, herhangi bir mimde beni mimleyen herkese teşekkür ediyorum. 

Gelelim mime, sevgili Tigris dedi ki "Haydi yaşadığınız şehri anlatın bize, hem nerede yaşadığınızı bilelim hem de sizin gözünüzden görelim." Çok da güzel düşündü ve kendisi güzel şehri Eskişehir'i burada anlattı. Bir de onun gözünden görün.

Ben de çoğu insan gibi "İstanbul"da yaşıyorum. İstanbul yazıp çizmeyle bitecek bir şehir değil biliyorsunuz. Herkes ayrı görür, ayrı yaşar, ayrı güzelliğini sever, ayrı zorluklarına katlanır. 

İSTANBUL'UN VAPUR MARTILARI...

Benim şehrimi sevgili ruh ikizim Fenom çok güzel anlattı, hatta blogunda İstanbul gezilerinden yayınları da var şuradan göz atabilirsiniz. 

Ben size güncel olaylar sonrasında İstanbul'u anlatmak istiyorum. Son senelerde yaşananlardan sonra şehirle aramdaki soğukluğu...

İçimden geldiği gibi yazacağım izninizle...

Daha yeni, en güvenli dediğimiz yerde neler yaşandı... 

İstanbul gittikçe daha korkutan bir şehir haline geldi. 

Ben artık İstanbul'da yaşamaktan korkuyorum. Kendim için, çocuğum için, tüm çocuklar ve gençler için...
Her gün dua ediyoruz, her gün sabır diliyoruz. 

Ne kalabalığa girebiliyoruz ne rahat rahat dışarı çıkabiliyoruz. 

İnsanların çeşitliliğinden doğan renk ve güzellik yerini yavaş yavaş korku ve başkalaşıma bıraktı... İnsanlar bu çeşitliliği istemedi, kendi çeşidi dışındakilere düşmanı gözüyle bakmaya başladı. 

Ben Ankara'da doğdum büyüdüm. Açıkçası İstanbul'a gelene kadar insanların dil, din, ırk konularında farklı olabileceğini hiç düşünmedim... Hala düşünmüyorum, sadece bu etiketlerin gün yüzüne çıktığını üzüntüyle seyrediyorum.

İSTANBUL VAPURU 
  
İstanbul zor bir şehir. Yaşaması, doyması, gezmesi, görüşmesi... 
Tüm güzelliklerin toplandığı ama tüm güzelliklere erişemediğiniz. 
En az 3 şehre bölünmesi gereken küçük ama dopdolu bir şehir. İki ayrı yaka zaten kesinlikle ayrı şehirler olmalı...

İSTANBUL VAPUR MANZARASI
Peki neden geldim İstanbul'a? İstanbul'a gelmeyi üniversite zamanımda istemeye başladım. Elimi neye atsam "merkezimiz İstanbul'da", "İstanbul ile görüşmek gerekiyor", "o işler İstanbul'da oluyor" sorularını duya duya "madem her şey İstanbul'da, ben de oraya giderim... Dedim ve üniversite bittikten bir sene sonra kendimi İstanbul'da buldum. 

DENİZ... Masmavi, yemyeşil, çok güzel! Deniz şehri: sıcak, renkli, cıvıl cıvıl... 
Yaşayan şehir: Kapanma saati yok, her an her saat kalabalık, coşku, trafik...
Bu şehir uyumuyor! Evet uyumuyor.
Her şehir uyur, İstanbul uyumuyor, İstanbul'da sadece siz uyuyorsunuz (ben değil tabi ki ben uykusuzum malum :)).
Kendi semtinizde olmadığı sürece birileriyle görüşmeniz çok zor. Merkezlere adım atmak başarı istiyor. Bir taraftan diğer tarafa erişemiyorsunuz. Beş dakikalık yolu 1 saatte gidebilirseniz şanslısınız. 
Çantanızı kollayın, kendinize sahip çıkın, karşıdan karşıya geçerken dikkat edin, çocuklarınızın elini sakın bırakmayın!!!! 

İSTANBUL! 

Her güzellik gibi sen de zorsun İstanbul... 

Ben, çocukların nereye gittiğini düşünmediğim, komşumun da benim çocuğumu sahiplendiği, evden çıkıp yürüdüğümde istediğim herkese ve her yere ulaşabildiğim, çıkarların gün yüzüne çıkmadığı, insanların para ve rant kaygısının minimum olduğu, gülümsemelerin samimi, yemeklerin paylaşımlı, çocukların toprakla oynadığı bir yerde yaşamak istiyorum...

Peki İstanbul çok mu kötü?
Tabii ki hayır! Bu kadar insan yanılıyor olamaz değil mi? 

İstanbul çok güzel! 
Uçsuz bucaksız tarihi, 
Her adımda kokladığınız anılar, 
Mükemmel bir deniz, harika bir boğaz manzarası, 
Cıvıl cıvıl sesler, 
Rengarenk insanlar, 
Bitmeyen kahkahalar, 
Her sokakta etkinlik, 
Her semtte bir sürü iş imkanı, 
İstediğiniz tüm eğitim kurumları, 
Dünyaya açılan kapı.... 


ÇOK GÜZELSİN İSTANBUL!


BÜYÜK ADA
Lütfen güzelliğini insanların ruhuna işle, 
Lütfen bu rengarenk görüntünü yüreklere dağıt ve yok et karanlığı, 
Lütfen izin verme seni bozmalarına, 
Lütfen diren bunu çok isteyenlerin inadına...


ÇOK GÜZELSİN İSTANBUL! ÇOK GÜZEL! 
HER ŞEYE İNAT!...
DEVAMINI OKU

28 Haziran 2016

İYİ Kİ DOĞDUNNN ZEHRAAAAAAA :)

GERÇEKTEN BUGÜN MÜ DOĞMUŞŞŞ????
Zehra'yı kutlama yayınlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz... Blogumu önceden takip edenler bilir, daha önce de bir "hoşgeldin" yayını yapmıştık ona :)

Bugün öğrendim ki bugün doğum günüymüş kurabiyecimisss'in :D 

Çok ani oldu ama kutlamadan geçmek istemiyorum.

16 Haziran benim doğum günümdü. Kaç yıldır bu kadar keyifli bir doğum günü yaşadım mı bilmiyorum (ayrı bir yayın yazacağım bununla ilgili). Önce Fenom'un güzel kutlaması, ardından Ece Abla'nın partisi, sonrasında Zehra'nın yayını derken şımarıklık tavan oldu. Daha ne kadar şımarırım derken yorumlar, sosyal medya kutlamaları.. Ne güzel haftalar geçirdim :) 

Meğer bugün de duygusal yengeç insanı, yüreği bloglara sığmayan, bir gelene 100 koşan, vefada sınır tanımayan, bir "nasılsın, neredesin" mesajı üzerine sizi baş tacı yapabilen, harika bir kadın, harika bir ANNE, harika bir dostun doğum günüymüş! 

İYİ Kİ DOĞDUN GÜZEL İNSAN! 

Kapıdan kovsak bacadan gir ve hiç bırakmaz bizi :) 

Neşe, kahkaha, sağlık, huzur yakana yapışsın bırakmasın! Gözlerinin içinde kalan hüznün tez zamanda yerini güzel hatıraların gülümsemesine bıraksın...

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN! 

Bu gifleri hatırlarsın :) Sana özeldi, yine aynılarını kullanacağım zira ben senin gibi pasta yapamıyorum :D

Vaktim olsa sayfalar yazarım ama idare et sen beni ;)

HEEEEEYYY
DEVAMINI OKU

24 Haziran 2016

ANNE-BABA SENDROMU BÖLÜM 3: BEBEK İSTİYORUZ

BÖLÜM 1: EVLENİYORUZ: Şurada

BÖLÜM 2: ACABA: Şurada

....

BÖLÜM 3: BEBEK İSTİYORUZ

annelik babalık bir hastalık
Anne Baba Sendromu

Bu kadar insan yanılıyor olamaz değil mi, diyerek artık sanallıktan uzaklaştırdığınız 'bebek' fikri size iyice yaklaştı. 
Şimdi artık niyetlendiniz ve karar verdiniz. 
Bu işlerden bihaberseniz doğum günü, ayı hatta burcunu planlamaya başladınız:

- Kesinlikle terazi olmalı!
- Yaz çocuğu olmazsa olmaz!
- Şubat ayında doğarsa iznime de denk getiririm!
- Olmaz, o tarihte annemler gelemez!... 
- Yazın çok sıcak, doğum kışa gelmeli...

Böyle planlar yapıyorsanız 'çocuk fikrine yeni başlayanlar' kervanından olduğunuz açıkça bellidir. Çünkü bu sürece girmiş veya daha önceden tecrübeli olanlar size sadece gülümser. 
Bilirler ki o çocuk ne zaman isterse o zaman gelir... 
Bu işin siparişi yoktur maalesef. 

Başladı süreç, planlar yapıldı, burçlar kararlaştırıldı, izinler ayarlandı... 

Kimi bebek hemen geldi ne olduğunu anlamadınız bile. 

Kimi bebekse planlandığı zamanda gelemedi...
Gelemedikçe o planlar, düşünceler, istiyor muyum endişe ve korkusu yerini 'çok istiyorum'a bıraktı!
Mağazada bir kıyafeti evirip çevirip alsam mı derken başkası aldığında 'onu çok istiyordum!!!' dememiz gibi kıymete bindi. 
Stres yapıldı, günler geçmedi! 1 ay bile beklenemezdi. 

Normal zaman 6 ay-1 yıl dendi, hayır, çok uzundu... 
Her ay şansınız %20'ydi, hayır, hemen gelmeliydi...

maske fotoğraf anne baba sendromu
Anne Baba Sendromu...

Stres yaptıkça gelmedi, gelmedikçe stres arttı...
Acaba'lar 'ah keşke'ye geçiş yaptı. 'Gerçekten istiyor muyuz' sorusu gündemden hızla kaldırıldı. 
Yaramaz çocuklar bile sevimli gelmeye başladı. 
Hamile kadınlar çok şanslıydı. 
Bebeğiyle gezenler en mutlu insanlardı. 

Günler geçmedi, gözyaşları devreye girdi...

Beklediniz veya beklemediniz, sonunda minik bir embriyo can buldu! 
Sizin bebeğiniz de artık karnınıza düştü... 

Ve karnınıza düştüğü anda, kaç gün, kaç ay, hatta belki kaç yıl beklediğinizin hiçbir önemi kalmadı!...

gül fotoğraf rose photo
Mucize başlasın...


Sonra ne mi olacak? 


---------
DEVAM EDECEK
---------
DEVAMINI OKU
Blogger tarafından desteklenmektedir.