16 Ekim 2018

MİM MİRİ MİM: DÜRÜST MÜYÜZ?




Sevgili Ece Ablam, hepimizin Ece Ablası, bir mim yazısı yazmıştı görmüşsünüzdür. 

https://www.eceevren.com/2018/09/durust-muyuz-mim-yazs.html

Yazının başında beni oldukça buran bir paragraf vardı. Aşağıya o paragrafı aynen aktardıktan sonra sorulara ve kendi cevaplarıma geçiyorum. Sonra da Ece Ablama diyorum ki: SEN BİZİM İÇİN ÇOK DEĞERLİSİN ABLACIĞIM! Sen olmazsan olmaz! OLMAZZZ! 
O yüzden bütün her şeyi bıraktım bu mimi cevapladım! :)

‘Geç olsa da, buralardan ayrılmayı düşündüğüm şu günlerde, samimiyetinizin derecesini öğrenmeye ihtiyacım var. Boşa mı kürek salladık? Boşuna mı tanıdık birbirimizi? Bazen estik, yağdık, gürledik ama her defasında durgunluk gecikmedi… Çeşitliydik, normaldi karşıt fikirler ama bazı şeyler de göze sokulurcasına yapıldı. Nihayetinde insandık. Bayağı üzüntülü günler yaşadık duygusallığımızla orantılı… Çok kişi ayrıldı, yenileri geldi. Bu trafiğe ayak uydurmak kolay değildi. İstek ve azim bu uğraşta da gerekliydi. Sorulara içten cevaplar vermenizi rica ediyorum. Benim için çok önemli bu… Mutlaka sizin için de öyledir.Sorulara geçiyorum’

1- Dürüstçe fikirlerinizi söyleyecek yapıya sahip misiniz? Bu mecrada da öyle miydiniz? Kırılmasın diye geçiştirdiğiniz yorumlar oldu mu? Bazı yorumlar vardır, karakterlerimizden tüyolar verirler. Ben bunlara çok dikkat ederim. 


Açıkçası herkese açık mecralarda tüm düşüncelerimizi olduğu gibi söylemeden önce düşünmek gerekiyor. Mümkün olduğunca süzgeçten geçirerek, empati yaparak ve kırmadan konuşmaya çalışıyorum. Belki bu soruya ‘düşüncelerimin aksini asla söylemem’ dersem daha doğru olur. 
Çünkü bazı durumlarda her şeyi olduğu gibi yazmak blogları tartışma ortamı haline getiriyor. Severek yazdığım, huzur bulduğum yerde böyle şeyler olsun istemiyorum, misafirlerimi alttan alabiliyorum. 

2- Blog tutmaktan sıkıldığınız oluyor mu? Zaman zaman çekilmeler hissediyor ve üzülüyorum. Hani, sevdiğin komşundan uzak kalmışsın gibi… Aynı coşkuyu yakalayamadığımız zamanlar da oluyor. O zaman açıkçası eski hareketliliği özlüyorum. Hele alıştığım bir arkadaşım “şak”diye ilgisini kesince, normal yaşamımdaki kadar üzülüyor, nedenini anlamaya çalışıyorum. Siz sadece soru kısmına odaklanın lütfen…

‘Sıkılma’ kelimesi benim yaşadığım durumu tam karşılamıyor. Yayınımı oluşturamamaktan şikayetçiyim maalesef. İstediğim zamanı oluşturamıyor ve üzülüyorum. Zamansızlığımdan öte yaşadığım çekilmeler ülke olarak yaşanılan zor zamanlardaydı... O zaman bloga girip 2 kelime bile yazasım gelmemişti! 

Aynı üzüntüyü de da yaşamıştım. Sevdiğim bloglara girip son yayın tarihini çok eskilerde görünce bir hüzün kaplıyor hep içimi. Kimse gitmesin istiyorum :(


3- Yazdıkça rahatlıyor musunuz? Yani yazmak sizin için bir ihtiyaç mı? 

Zaman zaman... Ama yazdıkça rahatladığım yazılarımın hepsi bu blogta değil. Blogum daha çok ortak paylaşımlar ve tavsiyeler üzerine


4-Geçiştirmek için yazdığınız oldu mu? Ya da bloğumu ihmal etmeyeyim diye demek daha sıcak bir ifade olur…

Geçiştirmek için yazdığım yazım olmadı. Sadece yayımlama süresini hızlandırdığım yazılarım oldu. Bazen de yayımlama öncesi ‘şurasına da şunu eklese miydim, şurayı da geliştirebilir miydim’ deyip deyip ‘zaten vakit bulamıyorum, bunu da beklersem 10 sene bitmez bu yazı’ deyip yayımladıklarım oluyor o sayılır mı ;D

5-Yorumların niteliklerinden memnun musunuz? Yapay olduklarını düşündükleriniz oluyor mu? Burada ferdi bloglarız, hep aynı yere yüklenip, abone gibi sürekli oraya yorum yapmanın altındaki sebep ne olabilir sizce? O kişi; elliye varan yorumlardan memnun olur mu ki?

Genel olarak yorumlarımdan çok memnunum! Yorumlarımın çoğu bizzat tanıdığım, sevdiğim, yayınımı da okuduğunu bildiğim kişi ve bloggerlardan (kendilerine bir kez daha teşekkür ederim iyi ki varsınız!!). Ama hangilerinden rahatsız oluyorsun derseniz, yayın hakkında hiçbir şey içermeden sadece ‘takip ettim bana da beklerim’ yazan yorumlar sanırım... Genel olarak bu yorumlara karşı bir negatifliğim var, ama bari en azından yorumun ön kısmına küçük de olsa yayına dair bir şey eklense!... 

6-Bir bloğu nesine göre değerlendirirsiniz? Tema ve blog düzenine mi, yazdıklarına mı? Ya da hepsi mi önemlidir?

Kişiyi yazdıklarına göre değerlendiririm. Blog hayatına ilk giren kişi blog düzenini vs bilmeyebilir.

Blogun kalitesi ise her şeyiyle değerlendirmeye giriyor ve zamanla kazanılıyor. 


7-Antipatik bulduğunuz bloglar var mı? Buna rağmen onlara da yorum yapar mısınız, eleştirel de olsa? Zira buna da ihtiyacımız var…

Özellikle antipatik bulduğum bloglar yok. Daha az hoşlandıklarım var. Bloglarda yayınlara özellikle negatif yorum yapmamaya özen gösteririm. Eleştiri yapmak istersem veya bir konuda uyarmak istersem veya bir şey hakkında bilgilendireceksem (şunu şöyle şu sekmeden yapabilirsin gibi) mutlaka özel bir yazışma kanalından yaparım. 

8-Aramızda olmaktan mutlu musunuz?

HER ZAMAN! Böyle olacağını bilmiyordum ama her zaman mutlu oldum, MUTLUYUM! 

9-Zaman zaman ters düştüklerimiz oldu. Bunu uzun sürdürür müsünüz? Yani büyük bir sorunmuş gibi mi algılarsınız? Ben en son tecrübelerimi bu ters düşmelere borçluyum şahsen. Payıma düşeni aldım. Artık dingin yaşımdayım. Çok etkilendiğimi söyleyemeyeceğim doğrusu..

Kindar ve fevri bir insan değilim. Yapılan ve yaşananlarla insanları değerlendiririm evet ama küslük vs gibi şeyleri sürdürmem, bu konularda olgun davranırım, ani parlamalar yaşamam, genel alanlara ise taşımam. Sonrasında ilişkimi ona göre devam ettiririm. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. 
10-Blog tutmanın sizce yararları nedir?

Beni çok değişik bir dünya hakkında bilgi sahibi yaptı. 
Öncesinde blog sadece yazı yazılıp geçilen bir yerdi. Şu an sorduklarında ‘blogger dost’ların olduğu, özen göstermen gereken bir blogun olması gerektiği bir mecra ☺️ 
Bunu zaman zaman mimlerde dile getiriyorum. Sayenizde genel kültürüm çok arttı. Bana kattıklarınız çok fazla. 
Blogumu zaman zaman ihmal ediyor gibi gözüksem de vazgeçmiyorum merak etmeyin! 
Bir kere Blogger olduktan sonra geri dönüşü yok bence ;))

ECE ABLAM herkesin yapmasını istemiş! 

Buyrun hodri meydan! MİMLENDİNİZZZZZ! ❤️

DEVAMINI OKU

22 Ocak 2018

KİTAP YORUMU: ONLAR (ADAM BLAKE, CAN)


İsmini ve kapağını görüp, arka yüzünü okuyup oldukça ilgimi çektiği için aldığım, aldıktan yıllar sonra okuyabildiğim ama beğendiğim bir kitap oldu "ONLAR". 

Çok bilinen bir kitap olmadığı için özellikle yazıp tavsiye etmek istiyorum. Kitap arayışında olanlar için bir nimet. 
Öncelikle klasik bilgilerini aktaralım. 
"Sır" yalnızca onlara verildi.

Ademoğlu asla bilmeyecek...
ARKA KAPAK YAZISI:




Kitap son sayfasına kadar sizi kendine bağlıyor ve okutuyor. Son sayfasına kadar da merak duygunuzu ayakta tutuyor. Sonunda oldukça şaşırdığımı itiraf etmeliyim; beklemiyordum. 

Bölümler üç farklı açıdan dönerken sonlara doğru birleşiyor. Ama bu farklı açılar sizi rahatsız etmiyor aksine merak uyandırıyor çünkü olaylar ortak. Sonlara doğru muhteşem bir yumuşaklıkla bu insanlar birbirine bağlanıyor:

 İşine sonuna kadar bağlı olan başarılı bir kadın dedektif,

❓ Karısı ve çocukları birden ortadan kaybolan ve kaybolmalarının üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen onları aramaktan asla vazgeçmeyen bir adam,

❓ Kendilerine büyük bir "sır" verilen ve kim olduklarını bilmediğimiz bir grup...

Sırf bu başlıklar bile beni kitaba çekmeye yetmişti. Şu an siz de merak ediyorsanız okumuş birinden tavsiyedir: OKUYUN :)

Ben her sayfasından keyif aldım. Başarılı bir kitap, başarılı bir anlatım. 


Hem de ilginç bir bilgi var kitapla ilgili: 
Yazarın gerçek ismi Adam Blake değil, takma isim kullanıyor ve X-men ve Fantastik Four gibi kült çizgi romanların baş yazarı!!!

Kitap hala sizi çekmedi mi :) 


Pek gün yüzüne çıkmamış bir kitabı sizlere tanıtmak benden, keyifle ve merakla okumak sizden.

Kitap kokunuz bol olsun!


Şimdiye kadar paylaşabildiğim diğer kitap yorumları:
Psikiyatrist-Wulf Dorn
DEVAMINI OKU

3 Ocak 2018

BEBEK ve ÇOCUK AKTİVİTE: DUYU ORGANLARI (YÜZ YAPIŞTIRMA) (+18 AY)

montessori

El göz koordinasyonu, ince motor kaba motor becerileri vs. gibi ifadeleri ne kadar çok duyuyoruz değil mi? Merak etmeyin bu tarz şeyleri yazmayacağım bu sefer. 
Bunun yerine "eğlenceli ve öğretici bir etkinlik"ten bahsedeceğim, hem sizin, hem de onun için :) 

Bu etkinlik sayesinde hem yüzümüzdeki duyu organlarını tanıyacağız, hem bir şeyler yapıştıracağız, hem yaratıcılığımızı güçlendireceğiz, hem de çok eğleneceğiz (her zamanki amacımız).

MALZEMELER:
📃 Kağıt
✏ Kalem
✂ Makas
✏ Çift taraflı bir yapıştırıcı (Ben çift taraflı beyaz hamur yapıştırıcılardan kullandım çünkü rahat çıkıyor ve tekrar kullanabiliyorsunuz. Ancak sizde yoksa klasik bant da kullanabilirsiniz). 

YAPILIŞI:
📎 Bir kağıda keskin hatlarla istediğiniz şekilde değişik değişik (ancak iri olacak şekilde) 
Göz, Burun, Dudak, Kulak, Saç, İsterseniz yanak (yuvarlak) çizin (yaşı uygunsa kendi çizebilir).

📎 Bunları kesin (yaşı uygunsa kendi kesebilir).

📎 Arkalarına çift taraflı yapıştırıcıları yapıştırıp aynı organları belli bir yere yapıştırın.

📎 Boş bir kağıda -yüz oluşturması için- bir daire çizin. 

📎 Şimdi miniğinizden o daireyi yüz olarak düşünmesini isteyip yüzdeki organlardan istediğini seçip yapıştırmasını söyleyin.  



📎 Ortaya çıkan ilginç yüzlerle eğlenin :) 


📎 Biz çok eğlendik. Tekrar tekrar farklı yüzler yaptık. 



📎 Normal bant kullandıysanız bandı ve çizdiğiniz yüzü yenilemenizde fayda var. 

Bizimki bir süre sonra bütün gözleri dudakları aynı yüze yapıştırmaya başladı ama onda da çok eğlendik!

Size kolay bir aktivite, eğlenceniz daim olsun! 

Diğer aktivite önerilerinden:
DEVAMINI OKU
Blogger tarafından desteklenmektedir.