22 Şubat 2017

Çocuğunuzu İhmal Etmeden Üretken Blogcu Anne Olmanın Yolları

Üretken Blogcu Anne Olmanın Yolları

Blog açmak artık günümüzün en popüler hobileri arasında yer alıyor. Bugün hemen hemen her konuda sizleri cezbedecek blog bulmak hiç de zor değil.
Üstelik takip ettiğiniz blogların sizin yakın arkadaşınızın olma ihtimali de oldukça yüksek!
Peki anne olmak blog yazmaya engel mi? Bir yandan çocukla uğraşırken bir yandan blogcu anne kalmak mümkün mü?
Elbette mümkün! Aşağıdaki adımları takip ederek çocuğunuzu ihmal etmeden üretken bir blog yazarı olarak çalışmalarınıza devam edebilirisiniz.


1 – Herkesten önce uyanın!

Enerjinizin en yüksek ve aklınızı daha iyi kullanabileceğiniz en iyi an sabahın erken saatleridir. Üstelik küçük yaramazın size karışmayacağını da düşünürsek sabah saatleri oldukça iyi olacaktır.
Uykunuzu almış bir şekilde sabah kalkıp bir kahve ile kendinize geldikten sonra 1 saat gibi bir süre içerisinde yazınızı hazırlayacağınızı düşünüyorum.
Bunun yanında kendi isteğinizle erken kalkarsanız kendinizi daha sabırlı ve üretken hissedeceğinize inanıyorum.


2 – Mailinizi ve sosyal medya hesaplarınızı işten sonra kontrol edin


Sabah gözlerinizi açtınız! Hemen telefona sarılıp kim ne paylaşmış, bana hangi maili göndermiş diye bakmayın.
Çünkü yanlış atılan bir mail tüm sinirlerinizin alt üst olmasına neden olabilir.
Üstelik en verimli saatlerinize asabi olarak başlamanız doğru olmayacaktır. Bunun yanında zaten sonra cevaplayabileceğiniz bir maili ya da paylaşımı önce sabah, sonra da cevap vereceğiniz zaman 2 defa okuyarak vakit kaybedeceksiniz.
Bebeğinizden gün içerisinde fırsat bulduğunuzda da telefonunuz üzerinden mail alışverişi ve sosyal medya paylaşımlarına bakabilirsiniz.
Haksız mıyım?


3 – Yapılacaklar listeniz olsun

Zamanınız kısıtlı ve değerli. Uygun zamanı bulduğunuzda en etkin bir şekilde onu kullanmalısınız.
En uygun zamanınızda “ay ben ne yapacağım” diye kendinizi facebook da boş boş dolaşırken bulabilirsiniz.
Bunu engellemek için gün içerisinde aklınıza gelen işleri not edin. Böylece yapılacaklar listeniz oluşur ve yakaladığınız ilk fırsatta ben ne yapacaktım diye düşünmezsiniz.
Her telefonde bir not defteri uygulaması var. Hiç olmadı kendi kendinize mail atın :)


4 – İçerik planınız olsun

Bir işi rutine dökerseniz hem siz hem de okuyucunuz mutlu olur. Yani haftada 2 – 3 yazı yazabilecekseniz kendinizce gün belirleyin. Böylece siz kendi rutinize uyup yazı yazmış olursunuz okuyucunuz da bugün yeni yazınızın yayınlanacağınız bilerek sitenizi ziyaret eder.
Sabahın erken saatinde kalkıp bugün ne yazsam diye sormayın! Bu daha önce karar verilmesi gereken bir adım.
Gece yatmadan önce, yemek yaparken, TV izlerken bir sonraki yazınızın ne olacağınız belirlemelisiniz.


5 – İhtiyacınız olan şeyler el altında olsun

Blog yazarken çoğunlukla neye ihtiyaç duyuyorsunuz? Laptop, şarj aleti vs...
Belki müzik dinliyorsunuz, sabahın erken saatlerinde kulaklığınızı aramakla uğraşmayın. Hemen masanızın üzerinde olsun.
Gelelim online araçlara.




  • Hangi siteleri okuyorsunuz?




  • Yazınızı yazarken hangi sitelerin yazılarından ilham alıyorsunuz?




  • Resim düzenlerken hangi araçları kullanıyorsunuz?

  • Bu gibi siteleri ya tarayıcınızda sık kullanılanlara ekleyin, ya twitter da liste oluşturarak takip edin ya da kabaca not defterinizde saklayın.
    Sonra aramakla uğraşmayın!!!


    6 – Eski yazınıza geri dönmeyi ihmal etmeyin

    Sürekli yeni yazı yazmak zorunda değilsiniz. Bundan 1 yıl önce yazılan bir yazıyı güncelleyip tekrar paylaşabilirsiniz. Ya da belki de benzer yazdığınız 2 yazının birleşip tek yazı olması daha doğru olabilir.

    Son Sözler

    Çocuk yetiştirmek, anne olmak zor! Buna bir de blog yazarlığı eklenince hayatınız çok daha zorlaşacakmış gibi gelebilir. Eğer yukarıdaki tavsiyelere uyabilirseniz çok daha üretken blogcu anne olabilirsiniz.
    Çocuk, yemek, ev işi rutininizde sıkışan hayatınıza blog yazarlığı farklı bir renk katacaktır!
    Gözünüz korkmasın. Düzenli bir çalışma ile en azından haftada 2 yazı yazarak blog yazarlığı yapabilir ve kitlelere ulaşabilirsiniz.
    Atladığım bir nokta mı var? Sizce blog yazarı anneler daha üretken olmak için neler yapmalı?

    Bu yazı Teknojest sitesi sahibi Poyraz Şahin tarafından hazırlanmıştır.
    DEVAMINI OKU

    20 Şubat 2017

    KİTAP YORUMU, KİTAP TAVSİYESİ: MOMO (MICHAEL ENDE, KABALCI)

    MOMO
    Bu kitabın ismini ilk kez "Bize Her Yer Okul" blogu sayesinde öğrendim. Kendisine teşekkür ediyorum. Yayını okur okumaz "bu kitabı okumalıyım" dedim ve fırsat kolladım. Okuyup bitirdiğimde ise hiç ama hiç yanılmadığımı anladım. En sevdiğim kitaplarda üst sıralara taşıdım ve "herkese ama herkese tavsiye edilecekler" listeme ekledim.
    Kitap okuyan okumayan herkese bu kitabı şiddetle öneriyorum.

     ❗ ZAMANIMIZ ÇALINIYOR 
    Evet, zamanımızı çalıyorlar ve bu konuda hiçbir şey yapmıyoruz. Belki cesaretimiz, belki öngörümüz, belki de hevesimiz yok. Sebep ne olursa olsun.

    MOMO; ya da zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuğun tuhaf öyküsü.
    Büyük bir kentin güney kıyısında, eskilerden kalmış, çam ormanında gizlenmiş bir amfiteatr kalıntısına küçük bir kız çocuğu yerleşiyor: Momo. Simsiyah kıvırcık saçlar, çok güzel kocaman siyah gözler, çıplak gezmekten kararmış ayaklar, rengarenk yamalı uzun bir etek, üzerinde kocaman duran kolları kıvrılmış eski bir erkek çeketi... Çevredekilerin "seni bir yere yerleştirelim, bizlerden birinde kal" gibi ısrarlarına rağmen bu yıkık amfiteatr'daki kendi oluşturduğunu küçük odasında kalmakta ısrarcı. Herkesin yardımıyla bu küçük oda adeta bir ev haline geliyor. Momo burada keyifle yaşarken herkes ama herkes Momo'yu sürekli ziyaret ediyor ve onu ziyaret eden herkes mutlu ayrılıyor. Çünkü Momo'da farklı bir şey var? Hayır, gizli bir güç değil, verecek akıl ya da teselli de değil...
    "Momo'nun hiç kimsenin yapamayacağı şekilde başardığı şey şuydu: dinlemek. 
    Momo karşısındakileri, aptal insanların bile aklına parlak düşünceler getirtecek şekilde dinlerdi."
    Durup düşünmeye bu cümlelerle başlıyorsunuz.
    Kitabı anlatmak oldukça güç.
    Momo ve çevresindeki bu güzel insanların hikayeleriyle başlıyor kitap. Ara ara isimleri geçen "Duman Adamlar" ortaya çıkana kadar her şey çok güzel gidiyor.
    Duman Adamlar kendilerine "zaman tasarrufçusu" diyor. İnsanları tüm detaylarını bilecek kadar izliyor, konuşarak etkileri altına alıyor, zaman tasarrufu yapmaya ikna ediyor ve sonrasında hiç olmamışlar gibi unutulup yanlarından ayrılıyorlar. Duman Adamlarla karşılaşanlar zamanlarını tasarruf etmek için koşturuyor, her saniye bir şeyler yapıp bir şeylere yetişiyor, hiçbir şey için gereksiz vakit harcamıyor, sonucunda da kazançlarını artırıp ihtiyaçları olmayan şeyleri almaya çalışıyor.
    Sonuç olarak işinden zevk almayan, yolda giderken sağa sola bakamayacak kadar meşgul, müşterileriyle veya arkadaşlarıyla sohbet dahi etmeyen, ailesine harcayacak zamanı olmayan insanlar arttıkça artıyor.

    Bu durumdan en çok etkilenen tabi ki çocuklar oluyor. Kendilerine ayrılan bir zaman olmadığından ailelerinin vakit geçirmeleri için aldıkları oyuncaklar içinde yalnız kalıp soluğu Momo'nun ve arkadaşlarının yanında alıyorlar.
    Picasso'nun meşhur sözü geliyor akla: 
    "Her çocuk bir sanatçıdır, sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir."
    Momo'nun, arkadaşları, başını sokacak dört duvar, arkadaşlarının getirdiği yiyecek ve üzerindeki kıyafetler dışında bir şeye ihtiyacı yok. Aslında bu hepimiz için geçerli değil mi?

    Momo'nun zamanı bu kadar keyifli kullanması, arkadaşlarının Momo ile keyifli vakit geçirmesi ve herkesin sakince mutlulukla yaşamaları Duman Adamları çok rahatsız ediyor. Momo yüzünden tasarruf edilmesi gereken zamanlar boşa harcanıyor. Bu işe bir el atma zorunluluğu hissediyorlar.
    İşte olaylar tam da bu noktadan sonra başlıyor.

    Arka Kapak Yazısı (biraz bulanık çıkmış):
    Kitabı okuyacaklar için fazla detay vermek istemiyorum.
    Bende yaşattığı duyguları tarif etmem gerçekten güç.
    Aslında "Klostrofobi" yazımda anlattığım duyguların benzerlerini yaşadım. Beni çok rahatsız eden bu "koşuşturma ve modern yaşam" bahanelerinin yoğun hissiyatının içine düştüm.
    Kendime üzüldüm, kendim dahil büyük şehirde yaşayanlara acıdım.
    Eğer mandıra filozofu olarak keyif içinde yaşamıyorsanız bu kitabı okuyup hayatınızı bir gözden geçirin derim.

    Kitabın dili nasıl? Kitabın dili oldukça akıcı, okuması rahat. Diğer kitaplardan farklı olacak şekilde saman renkli kağıt üzerine kahverengi-bordo bir yazı diliyle yazılmış. Kitap kalın değil, ilaveten harfler ayrık, sayfalar boğmuyor, hemen bitiyor. 
    Türü fantastik olarak değerlendiriliyor ama ben bu konuda emin değilim :) "Gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır" deseler daha uygun olurdu benim için. 

    Beğendiğim sözleri hem yazı hem de fotoğraf olarak paylaşmak istiyorum:
    "Boşuna zahmet etme" dedi, "bizimle başa çıkamazsın!" Momo diretti."Seni hiç kimse sevmedi mi?"

    "Çocukların bizim işimizde ne kadar tehlikeli olduğunu kendiniz daha iyi bilirsiniz."
    "Çocuklar" diye konuştu Hâkim, "bizim doğal düşmanlarımızdır. Onlar olmasaydı insanlık çoktan bizim pençemize düşmüş olacaktı. Çocukları zaman tasarrufuna alıştırmak büyük insanları alıştırmaktan çok daha güçtür. Bu yüzden en sert yasalarımızdan biri şudur:
    Er geç sıra çocuklara gelir.

    'İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe, zaman azalıyordu...'
     
    'NE KADAR YAVAŞ, O KADAR ÇABUK' İnsan ne kadar yavaş hareket ederse o kadar hızlı ilerliyordu. Ama aksine, ne kadar acele ederse de o kadar güç ilerliyordu. 
    Oyunları onlara bakıcıları öğretiyor ve bu oyunlar hep yararlı bir hizmet şeklinde oluyordu. Ama bu şeyler olurken de bazı şeyleri unutmaları gerekmişti. Neleri derseniz; sevinmeyi, hayal kurmayı ve heyecanlanmayı...

    Kitabı çok ama çok ama çok beğendim!!!! 
    Sanılanın aksine çocuk kitabı değil. 
    Kitap okuyan okumayan herkesin okumasını şiddetle tavsiye ediyorum. Pişman olmayacaksınız...

    Anne babaların da özellikle okuyup kendilerine dışarıdan bakması gerekiyor.

    Bu tarz bir kitap okumayalı uzun zaman oldu. Normalde tercih de etmem. Buna rağmen tekrar tekrar okuyacağıma ve okutacağıma eminim...

    Lütfen okuyun ve bana yorumunuzu yazın, merakla bekliyorum.

    -------------

    Şimdiye kadar paylaşabildiğim diğer kitap yorumları:
    DEVAMINI OKU

    3 Şubat 2017

    ŞEKERSİZ İRMİK HELVASI TARİFİ (BEBEK İÇİN +12 AY)


    saglikli irmik helvasi
    ŞEKERSİZ İRMİK HELVASI
    Oğlum irmik helvası ister de ben ona sağlıklısını yapmaz mıyım? Tabii ki yaparım! 
    İçine şeker koyar mıyım? Tabii ki koymam!
    Bütün tariflerimde olduğu gibi bu da şekersiz. Lütfen siz de beyaz şekerden mümkün olduğu kadar uzak durun, hele ki bebekleriniz ve ufak çocuklarınız için... 
    Biliyorum dış dünyada engellemek çok zor ama en azından siz ona evde şeker vermezseniz damak tadını bu şekilde oluşturacaktır. 

    İrmik helvası tarifini oğluma uygun olacak şekilde şekersiz olarak değiştirdim, sonuç harika oldu, benim iştahsız oğlum kaşık kaşık helva yedi :) Kan can olsun hepsine! 

    Şeker yiyemeyenler veya tercihen yemeyenler varsa buyrun şekersiz irmik helvası tarifi:

    ŞEKERSİZ İRMİK HELVASI TARİFİ (BEBEK İÇİN +12 AY) 
    MALZEMELER:
    Süt: Yarım su bardağı 
    Bal: Yaklaşık 1-2 yemek kaşığı (alternatif olarak pekmez denenebilir)
    İrmik: 2 dolu yemek kaşığı
    Tereyağ: Yaklaşık 1 yemek kaşığı (fotoğrafa bakabilirsiniz)
    Zeytinyağı: 1-2 tatlı kaşığı
    Üzerine isteğe göre tarçın, ceviz, fındık, fıstık... 

    Bal ve yağ oranları zevkinize kalmış. Tatlı seviyorsanız balı artırabilirsiniz. 

    12 AY ÖNCESİ BEBEKLER İÇİN (6 AY-12 AY):
    Aynı tarifte:
    Süt yerine Peynir Altı Suyu,
    Bal yerine pekmez kullanıp  
    Kuruyemiş ve tarçın eklemezseniz 12 ay altı bebeklere de hazırlayabilirsiniz. 

    YAPILIŞI:
    evde saglikli irmik helvasi nasil yapilir

    👉 Sütü ve balı bir kaba alıp bal eriyene kadar ısıtıyoruz (kaynatmanıza gerek yok bal erisin yeter). 

    👉 Başka bir kapta zeytinyağı ve tereyağını eritmeye başlıyoruz. 
    👉 Erimeye yakın irmik ilave edip orta ateşte, rengi dönene kadar sürekli karıştırıyoruz. 

    👉 Kavurma zevki size ait, ben açık renkli sevdiğimden çok kavurmadım. 

    👉 İstediğiniz renk oluştuğunda ballı sütü dikkatlice döküyoruz (dikkat edin üzerinize sıçramasın). 


    sekersiz irmik helvasi serbeti

    👉 Orta-yüksek ateşte irmikler sütü çekip şekil alana kadar yaklaşık 5-10 dakika karıştırıyoruz. 




    👉 Tek porsiyonluk irmik helvamız hazır! 

    Pişmeye yakın tadını kontrol ettiğinizde tadı az gelirse yine ocaktan almadan azar azar bal ekleyip karıştırabilirsiniz. 

    İstediğiniz şekilli bir kap ile üzerine tarçın serperek servis edebilirsiniz. 
    Bizimki gibi uykusuz çocuğunuz varsa yatmadan önce yemesi gece de tok tutmasını sağlayacaktır ;)

    Ben, o minik elleriyle kaşıklayıp keyifle yerken, mest olma hakkımı kullanıyorum ❤️


    İrmikli muhallebiye alternatif tüketilebilir. 

    Afiyet olsun!

    -------
    Diğer Şekersiz Tatlı Tariflerimden:
    DEVAMINI OKU

    2 Şubat 2017

    MİM MİRİ MİM: DAVETİYELİ MİM

    Sevgili çiçeği burnunda güzel blogger Merve +Merve Drgn mim yaparken beni unutmamış! Çok mutlu oldum!

    Sonrasında da sevgili Yurdagül'ün +Daha Mutlu Yaşam şuradaki yazısında ismimi görünce daha da mutlu oldum tabi ki yine yine... 

    Unutmayın beni, hepiniz mimleyin geç yapsam da sevin beni :))

    Güzel de bir davetiye hazırlamış onu ekleyim aşağıya. Benim migren ataklarımdaki halime
    de çok benziyor :))


     Mim aşağıdaki 3 sorudan oluşuyor. Kolay ve keyifli sorular, hadi bakalım:


    1. Sihirli bir değneğin olsa hayatında hangi anı değiştirmek isterdin? :)

    Şimdiye kadar çok şükür ki pişmanlık yaşamadım. Hatta siz de yaşamayın ve şu yayınıma göz atın: Pişman Olma Asla

    Ancak anne olduktan sonra tüm duygu ve düşüncelerim yerinden oynadı :) Sihirli bir değneğim olsa, doğduğu andan itibaren oğlumu şu anki tecrübemle büyütmek isterdim ;) Bir de işi bırakabilirdim?



    2. Küçükken büyüyünce ne olmak isterdin, neden? Şuan mesleğin ne? :) 

    Bunu bir mimde daha cevaplıyorum aslında. Aynısını yazayım:
    Öğretmen!!! Evet! Ben de deli gibi öğretmen olmak istiyordum. 
    Bir sürü çocukla olmak! Güya bir düzine de çocuğum olacaktı haha :D Annem de 'sen büyü de görürüm ben seni' derdi. 1'den öteye gidemedim :) oÇocukları hala çok seviyorum ama öğretmen olmadım. 
    Asıl nedeni fazla gerçekçi bir karakter olmamda yatıyordu. Öğretmenlerde tayin olayı malum, bizimkiler asla göndermezdi, okuduğumla kalırım diye vazgeçmiştim o hayalimden :) 
    Çocukluk olmasa da asıl gönlümde yatan meslek hep mühendislikti! Özellikle elektrik-elektronik. Ayrıca mimarlık. 
    Şu anki mesleğim ne? Sağlık sektöründeyim diyeyim ;)


    3. Burçlara inanır mısın? Burcunun özelliklerini taşıyor musun? :)
    Burçlara inanıyorum. Tabii ki burçlara  göre hareket etmiyorum, her insan kendine özeldir, ancak burçlarının özelliklerini taşıyanlar çoğunlukta. Hatta tahmin bile yapılabiliyor :)  
    Ben bir ikizler burcuyum!! Burcumu seviyorum, oğlum da ikizler burcu. Özelliklerini kesinlikle taşıyorum. 
    İkizler ile akla gelen 'dengesizlik' yanlış ifade aslında, sadece duygudurumumuz hızlı değişebiliyor ;) Ağlarken kahkaha atabiliyor, kahkaha atarken gözyaşlarına boğulabiliyoruz (hayır dengesizlik değil, sensin dengesiz ;P). 
    Sadece bir ikizlere göre fazla mantıklı ve yorgunum :) Yorgunluğumun sebebi kronik, yaşam kalitemi düşüren rahatsızlıklarım. Normal ikizler enerjim içeri kaçtı ;))

    Sorular bu kadarcık!!
    Kimler yapmak ister?? İsteyen herkes mimli!

    Sevgili Şeyda +şeyda nur Dincer bu mimi çok sevmiş hemen Mimliyorum! Şeydacım merakla bekliyorum yazını ;)

    Bir deeee... Mimlerimizin ayrı gitmesi düşünülemez: Fenom senden de bekliyorum :)

    DEVAMINI OKU

    1 Şubat 2017

    MİM MİRİ MİM: ÖP, EVLEN, UÇURUMDAN AT

    Kısacık tefecik içi dolu turşucuk bir mim var! 


    Bu mime sevgili +Edep Ya Hu tarafından davet edildim ve yine çok mutlu oldum! 

    Hem hatırlandığım için hem de keyifli bir mim olduğu için. 

    Kendisinin mimi de şu adreste:

    Şu an sınavlara çalışıyor ve bizden biraz uzak... Ona da biraz dua gönderelim mi? ❤️

    MİM: ÖP, EVLEN, UÇURUMDAN AT
    Bu mimin değişik bir versiyonu olan "Yak, Yeniden Yaz, Tekrar Oku" başlıklı mim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

    Mim kuralları şu şekildeymiş:
    - Küçük kağıtlara kitap karakterlerinin isimlerini yazıyoruz. 
    - Her tur 3 kişiden oluşacak, kaç tur yapacaksak 3 isim daha ilave ediyoruz (Ben 3 tur için 9 isim kullandım)
    - Hepsini bir kaba koyup karıştırıyoruz.
    - Rastgele 3 tane seçip ilgili başlıklara bu isimleri yerleştiriyoruz ;) 

    Ben bu mimi sadece kitap karakteri değil aynı zamanda film-dizi ve çizgi roman karakterlerini kullanarak yaptım ve 3 tur tekrarladım ;)))) 
    İsimlerimi belirledim ve kuramı çektim. 


    --------------------------------------
    1. Tur


    Öp: Sherlock Holmes (Sherlock Holmes)
    Sherlock Sherlock Sherlock... Gözlerimde ışık saçtıran karakter. Kendisi zaten bir numaralı karakterim olduğundan seçmek zor olmadı :) Uyarlanan BBC dizisi ile ilgili tavsiyemi okumak için ismine tıklayabilirsiniz. Hala bir numaralı dizim... 

    Evlen: Ilya Kurkayin (The Man from U.N.C.L.E.)
    Bu karakter "The Man from U.N.C.L.E." filminden... Rus ajan. İzleyip de hayran kalmayan var mı bilmiyorum :) İzleyemen veya yorumumu merak eden varsa ismine tıklayabilirsiniz. 
    Bu kategori için çok uygun (zaten filmde kızı kıskanmıştım :)) 

    Uçurumdan At: John Watson (Sherlock Holmes)
    Sevgili John Watson'ı uçurumdan atmayı hiç istemem. Aslında tam evlenilesi bir karakter ama bu üç ismin aynı kuraya denk gelmesi iyi olmadı, yazık oldu. Mecbur onu atacağız :)

    --------------------------------------
    2. Tur


    Öp: Xander King (Hayalevi Kralları Serisi)
    Hem yaşı dolayısıyla hem de sevdiğim için bu kategoriye aldım :) Hayalevi Kralları Serisi'ni okumadıysanız yorumum için ismine tıklayabilirsiniz.

    Evlen: Robert Langdon (Dan Brown kitapları)
    Dan Brown kitaplarının baş kahramanı. Ah Robert Langdon! Ne kadar sakin, olgun gözükse de maceracı ruhlu, süper bilgili bir insan. Her ne kadar bilgisi altında ezim ezim ezilecek olsam da en uygun bu seçenek gözüktü :) Yoksa, sırf esprili olmadığı için bile evlenmem mümkün değil ömür geçmez :D

    Uçurumdan At: Jim Moriarty (Sherlock Holmes)
    Zekasına hayran kalsam da kötü karakter olduğundan buraya yerleştirmek kolay oldu! Aslında hiç istemem, o karaktere bir şey olmasın hep kalsın. Hep izleyim, hep Sherlock'un karşısına çıksın! 
    Üstün zekanın iyi ve kötü tarafta olduğundaki çekişmeyi izleyelim...

    --------------------------------------
    3. Tur


    Öp: David King (Hayalevi Kralları Serisi)
    Sevgili şirin David :) Yine abisi Xander ile aynı sebeplerden buraya aldım :)

    Evlen: Tony Stark (Iron Man)
    Tony Stark! Sherlock gibi, gözlerimden ışıklar çıkararak izlediğim biricik kahramanım!
    Tony Stark ile evlenmek??!! Çok ütopik bence! En sevdiğim kahraman olsa da bu karakterle evlilik beni yorar :) Ama ne yapayım diğer başlıklar dolu, mecbur buraya kaldı gönlümün kahramanı! 

    Uçurumdan At: Anna Karenina (Anna Karenina)
    Bunu seçmek biraz kolay oldu itiraf ediyorum, kendisini hiç sevemedim zira :D


    Keyifli bir mimdi! :) 

    Bu sefer hepinizi mimleyip zorlamayacağım, bu mimi benim gibi eğlenceli bulan herkes mimi yapabilir ;) Ben de keyifle ve gülerek okurum...

    Ama bu mim ilk yapıldığında sevgili Fenom +Kore Fenomeni çok beğenmişti, o yüzden o mimli! 

    Herkese sevgiler... 
    DEVAMINI OKU

    9 Ocak 2017

    KİTAP YORUMU: SİLİNİŞ (TESS GERRITSEN, MARTI)

    Tess Gerritsen - Vanish
    TESS GERRITSEN-SİLİNİŞ
    Tess Gerritsen ismini son yıllarda sevdiğim arkadaşlarımdan çokça duyar olmuştum.
    Aslında tavsiyeler seri üzerine detaylı ve sıralıydı ancak bizim kitabı alışımız biraz plansız oldu. Tatile gitmeden önce oğluma kitap alırken "biz de yanımıza bir kitap alalım" dedik. O an Tess Gerritsen aklıma geldi ve hatırladığım kitaplarından aramaya başladım: "Cerrah, Çırak...." maalesef bu kitaplar ellerinde yoktu, ancak "Siliniş" kitabı hem vardı hem de indirimdeydi. Oyalanmayı sevmeyen eşim de hemen "tamam bunu alalım, okuruz, diğerlerini sonra alırız" dedi. Ben her ne kadar "ama tavsiye, ama önce" desem de başka bir yere uğrayacak vaktimiz de yoktu ve fazla itiraz etmedim.
    Yaz boyunca her haftasonu yaptığımız 3,5-4 saatlik deniz otobüsü yolculuğu sırasında, bulantı ilaçlarının ve deniz otobüsünün de konforuyla, serinin beşinci kitabı olduğunu öğrendiğim "Siliniş"i iki veya üç gün içinde bitirmiş oldum. Kitabın orijinal adı 'Vanish' ve 2005 yılında çıkmış.
    Seri olması gözünüzü korkutmasın, ben okurken seri olduğunu anlamadım bile. Birbirinden bağımsız olarak rahatça okuyabileceğiniz kitaplar. 
    Tess Gerritsen-Siliniş, İlk Sayfalar
    Arka Kapak yazısı:
    Kendini bir rehine krizinin yanlış tarafında bulunca, hamile olan cinayet masası detektifi Jane Rizzoli, hayatının en mutlu saatleri olabilecek süreçte kendini tam bir kâbusun ortasında bulur. İsimsiz, güzel bir kadın, morga ceset olarak getirilir. Fakat Boston'lu tıp uzmanı Maura Isles ceset torbasını açıp baktığında, unutamayacağı bir korku yaşar: Ceset gözlerini açar!

    Hâlâ hayatta olan kadın hastaneye yetiştirilir, ama tuhaflıklar çok geçmeden ölümcüllüğe dönüşür. Kadın, son derece soğukkanlı bir şekilde güvenlik görevlisini öldürerek hastaları rehin alır… Aralarından biri hamile cinayet detektifi Jane Rizzoli'dir.

    Bu şiddet eğilimli, çaresiz ruh kimdir ve istediği nedir? Gergin saatler ilerlerken Maura, Jane'in kocası FBI ajanı Gabriel Dean'le işbirliği yaparak gizemli katilin kimliğini araştırmaya başlar. Federal ajanlar aniden ortaya çıkınca, Maura ve Gabriel sıradan bir rehine krizinden çok daha derinlere uzanan bir olayla karşı karşıya olduklarını anlarlar. Bu gizemin anahtarını sadece silahlı çılgın kadınla kapana kısılmış olan Rizzoli elinde tutmaktadır... Tabii eğer hayatta kalırsa.
    Kitap yorumu kapak sayfası
    Tess Gerritsen-Siliniş, Kapak Yazısı
    Gelelim benim yorumuma:
    Hikaye Mila adında bir kızın birkaç sayfalık hikayesini anlatmasıyla başlıyor. Hayatın karanlık yüzüyle tanışmasıyla.. Sonrasında farklı olaylara geçiş yapılıyor. Bir sebepten gece morga dönmek zorunda kalan Adli Tıp Doktoru Maura Isles, cesetlerden birinde hayat belirtisi gördüğünde -başına gelecek suçlamalardan habersiz- soluğu hastanede alıyor.
    Diğer tarafta -ana karakter de olduğunu anladığımız- hamile bir polis memuru "Jane Rizzoli"nin katıldığı bir duruşmada yaşanan talihsiz olay sonrasında acilen aynı hastaneye gelmesiyle kahramanlarımız yerlerini alıyor.
    Odada unutulduğunu düşünen sabırsız karakterimiz Jane, o halde kalkıp etrafta birilerini aramaya başlayınca bir kez daha sabırsızlığının kurbanı oluyor. Kendi doktoru da dahil altı kişinin, silahlı bir kız tarafından rehin alındığını fark ettiğinde kendisi de rehineler arasına yerleşiyor.

    Bir detay daha var ki, Jane'in kocası da başarılı bir FBI ajanı Gabriel Dean!

    Tecrübeli polis memuru Jane, karısının içeride olduğunu öğrendiğinde çıldıran FBI ajanı Gabriel, olayın hem içinde hem dışında olan doktor Maura ve gizemli kız etrafında dönen esrarengiz olaylar zinciri sizi kitaba bağlıyor.

    Kendisi de doktor olan Tess Gerritsen'in Tıbbi Gerilim tarzındaki tıbbi kısım sizi asla rahatsız etmiyor, tadında bırakılmış. Okuması çok ama çok rahat ve akıcı... Nasıl bitirdiğinizi anlamıyorsunuz.

    Bu kitap biter bitmez seri kitaplarını tekrar araştırdım ve Jane Rizzoli'nin maceralarının "Cerrah" isimli kitapla başladığını öğrendim. Tabi ki "Cerrah" ve sonrasında "Çırak" kitabının siparişini verdim bile!

    Bu serinin karakterleri Jane Rizzoli ve Maura Isles bir diziye de ilham olmuş ve bu karakterlerle uzun soluklu bir dizi çekilmiş. Kitabın kapağındaki iki kadın resmi bu diziden alıntı. İtiraf etmeliyim özellikle Jane karakterini çok uyumlu buldum!
    kitap arka sayfa
    Tess Gerritsen-Siliniş, Arka Sayfa, Yazar Hakkında
    Kitap merak, gerilim, polisiye konusunda benden geçer not aldı. Kitabın sonuna kadar merak duygunuzu ayakta tutabiliyor. Sevgili Mila'nın başına gelenler, rehine odasındaki gerginlik, bu olayın perde arkasındaki yaşanmışlıklar derken kitabın sonuna hızlıca geliyorsunuz.


    Yazarın anlatım dili sebebiyle de tüm kitaplarını okumak istiyorum. Yeni bir 'Dan Brown' bulmuş gibi sevindim.

    Gerilim, polisiye seven ve merak duygusuyla barışık herkese ısrarla tavsiye ederim! Tess Gerritsen ile tanışmamış olanınız varsa bir an önce tanışmalı..

    Keyifli okumalar!
    Okuduktan sonra bana yazmayı unutmayın lütfen :)

    -----
    Şimdiye kadar paylaşabildiğim diğer kitap yorumları:
    DEVAMINI OKU

    5 Ocak 2017

    MARKA HOCAM: EN İYİ ANNE, ÇOCUK VE KADIN BLOGLARI


    Marka Hocam, En İyi Anne, Çocuk ve Kadın Blogları'nı listelemiş. Listede sevdiğim ve beğendiğim başarılı isimlerin yanında kendi ismimi de görmek beni çok mutlu etti. Harcanan emeklerin profesyonel bir göz tarafından incelenmesi bizi nasıl mutlu ediyor biliyorsunuz. 
    Tüm arkadaşlarım adına da kendisine teşekkür ediyor, hem blogumda yer almasını istediğim için hem de bakmayanların ziyaret etmesi için linki paylaşıyorum :)


    Bu güzel yoruma vesile olan dostlarıma da ayrıca çok teşekkür ederim!
    Güzel ziyaretleriniz eksik olmasın sayfamdan ;) 


    Marka Hocam, blogu yeni olsa da sahibi tanıdığımız Hızlı Adam ;) İki blogta da bizim için çok faydalı içerikler var, hala tanımayan varsa bir bakın derim 👀...
    DEVAMINI OKU
    Blogger tarafından desteklenmektedir.