10 Nisan 2017

Çocuklarınızın Sağlıklı Gelişimine Tam Destek Çocuk Devam Sütü’nde!

Neden Çocuk Devam Sütü?

Çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlarlar. Yiyeceği yemekler konusunda çok seçici olabileceği bu yaşlarda çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimi için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmesi gerekir. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bu fiziksel ve zihinsel gelişimi taşıyan vücudu mikroplara karşı koruyarak, büyümede çok önemli bir görev üstlenmektedir.



Neden Pınar Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra bağışıklık sistemlerini güçlendirecek besin ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sütten alabilir. Çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişiminin ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ona süt içirebilirsiniz.
1 yaşından büyük çocuklarınızın fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini desteklemek için, saf süte prebiyotik lifler, vitamin ve mineraller ilave edilerek geliştirilen Pınar Çocuk Devam Sütü’nü güvenle içirebilirsiniz. Pınar Çocuk Devam Sütleri B12, Çinko ve Kalsiyum kaynağıdır.
Altı aydan büyük bebeklerinize ise onların 6-12 aylık dönemlerinde ihtiyaçları olan vitaminlerive mineralleri karşılayacak şekilde geliştirilmiş Pınar İlk Adım Devam Sütü’nü verebilirsiniz.



Bir boomads advertorial içeriğidir.
DEVAMINI OKU

27 Mart 2017

KİTAP YORUMU: HAYVAN ÇİFTLİĞİ (GEORGE ORWELL, CAN)

George Orwell Animal Farm
HAYVAN ÇİFTLİĞİ - GEORGE ORWELL
Her hayvan eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir...
George Orwell'in klasiklerinden 'Hayvan Çiftliği'ni okumamış olmak beni hep huzursuz ediyordu. 
Nihayet fırsatım oldu ve çok sevdiğim 'Momo' kitabından sonra ona başladım (Momo'yu okumadıysanız mutlaka bakın derim) ve bitirdim. 

Her şey bir çiftlikte, olgun ve bilgili bir domuzun sözleriyle başlar. Önceki gece bir rüya görmüştür. Rüyasında İngiltere hayvanlar tarafından yönetilmekte ve bütün hayvanlar mutlu yaşamaktadır. 
Ellerinden her şeylerini alan insanlara karşı çiftlik hayvanlarını uyarır:
'Uyanın!'  
Rüyasını ve düşüncelerini söyleyip 'İngiltere'nin Hayvanları' şarkısını ezberlettikten sonra huzur içinde ölür. 
Görev çiftlikteki hayvanlara kalmıştır. Çiftlikteki en zeki hayvanlar domuzlar olduğu için ayaklanmanın beyni domuzlardır. Günlerce planlar yapılır, birlik olunur, hazırlanılır. 
Bir gün aniden ellerine bir şans geçer ve çiftlik sahibi ayık dolaşmayan Jones ve ekibini çiftlikten yaka paça kovarlar! 
Çiftlik onlara kalmıştır! Hemen ismi değiştirilir, hayvanları köleleştiren her şey imha edilir, bayrakları asılır ve duvara 7 hayvan emri -değiştirilmemek üzere- yazılır! 

Her hayvan eşittir! 

Tüm hayvanlar kendi yiyeceklerini istediği şekilde tüketir, kendi ürettikleri yine kendilerinindir. 
İlk günler tüm hayvanlar şaşkınlıkla karışık mutluluk ve huzur içindedir...
Sonra neler mi olur?
Devamını anlatmayım :)
Kitap zaten kısacık. Benim gibi vakitsiz olsanız bile okumanızla bitirmeniz bir olacak. 
Zamansız, her kitabı okuyamayan annelere de tavsiyemdir. 
Yorgun ve dağılmış olsanız bile bu kitabı okuyabilirsiniz. 
Arka Kapak Yazısı

Kitabı nasıl buldum? 

Siyasi eleştiri olarak oldukça başarılı. 
Eşit başlayan her birlikteliğin geleceği son noktayı bize mizahi bir yolla aktarmış. Bu sebeple güncelliğini hiç yitirmeyecek bir kitap olmuş. 


Eminim hepiniz okumuşsunuzdur. Henüz okumamış olan varsa da muhakkak okumalı. Bazı kitapların klasik olması tesadüf değil. 


Okumadan önce, kitap hakkında küçük bir bilgi edinmekte fayda var. Çünkü kitap her ne kadar evrensel değerini ve zamanını korusa da, ilk yazıldığında asıl hedef aldığı kişi Stalin. Bilmenizde fayda olan bazı bilgileri, wikipedia aracılığıyla özet olarak aktaracağım, güzel özetlemişler. Orijinal sayfası şu linkte:


Hayvan Çiftliği Genel Bilgilendirme

Kitabı bitirdikten sonra aşağıdaki resimden karakterleri mutlaka okuyun (kitabı okumadıysanız aşağıdaki resmi atlayarak devam edin, spoiler içerebilir):
Kitabı okuyup bu bilgileri okumayanların da ilgisini çekeceğine eminim. Hitler'e şaşırdım doğrusu...
George Orwell kitap karakterleri
Hayvan Çiftliği Karakterleri

-------
Ancak iki küçük ilave yorumum var:
Birincisi, kitap içindeki çizimleri sevemedim. Hem çizim kalitesi, hem çizim için seçilen kısım, hem de yerleştirilme şekli hoşuma gitmedi. Kitapta en sevmediğim kısım buralardı -ki normalde resimler en rahatlatan kısımlardır- 
İkincisi, belki mesaj bu şekilde verilmiş ama ben kitabın sonunu son olarak göremedim (resmen klasik kitap eleştiriyorum). Sanki devam etmeliymiş. Eksik kalmış bana göre. Bazı şeyleri de öğrenmek isterdim... 

----

George Orwell'in 1984 adlı kitabına da başladım. Onu da yorumlarım ilk fırsatta. 

Kitap kurdu olamasanız bile başucunuzdan kitap eksik olmasın...

----


Şimdiye kadar paylaşabildiğim diğer kitap yorumları:
DEVAMINI OKU

21 Mart 2017

MİM MİRİ MİM: BLOGGER LIFE


blog yazmaya başlarken


Sevgili Fenom beni yine unutmayıp mimlemişti. Mimlere geç dönmeme rağmen beni hiç unutmaz! Biliyor ki mimlenmek beni çok mutlu ediyor... 
Onun yaptığı mim yazısı da burada.

Mim 4 sorudan oluşuyor ve anladığınız üzere blogger olmak ile ilgili. Bakalım nasıl cevaplayabileceğim?

 Blogger denilince aklınıza gelen üç şey nedir?
Dostluk, İletişim
Zaman
Keyif


❓ Her temadan (Kişisel, gezi, kozmetik, kitap vs.) yazılarını en çok beğendiğiniz, okumaktan bıkmadığınız bloglardan örnek verin desem?
Ben de "nasıl örnek vereyim" desem :) 
Çok zor bir soru gerçekten. Bir taneyle duramam, mümkün değil, yazdıkça yazarım mim amacından sapar. Gezdiğim, okuduğum, yorum yaptığım her blog benim için ayrı bir sanat eseri. Bu konuda "blogger" çok önemli. Yazan kişiyi seviyor, beğeniyor ve güveniyorsanız ne yazarsa okuyorsunuz :) Bu konuda çok şanslıyım.  


❓ Yeni blog yazmaya başlayan arkadaşlara verebileceğin öneriler neler?
Blog yazmaya başlarken telefon uygulamasından bir şeyler karalayıp anlık fotoğraf çekerek yayımlıyordum. Ne yazı karakteri, ne yerleşim, ne fotoğraf düzenleme yapmıyordum... Amacım günlük olarak kullanmak, okuyan olursa da dertleşmek, paylaşmaktı. Hangi ara bu noktaya geldim bilmiyorum :) Şu an titizlenmekten yayın yazamaz oldum :)

Aramızda uzun yıllardır yazan arkadaşlar varken belki bana düşmez ama, bir arkadaşım gelip blog açmak istiyorum ne yapayım derse vereceğim samimi cevaplar şunlar olur:

🔺Öncelikle kendine uygun, güzel bir isim bul. Bulduğun isimde yanlış anlaşılma, başka siteyi çağrıştırma olmasın. 
🔺 O isimle mail adresi alabiliyor musun kontrol et. Kullanıcı adın, blogun ve mail adresin uyumlu olsun. 
🔺Bu işe severek başla. Yazmayı, paylaşmayı, okumayı ve okunmayı seviyorsan yap. Para kazanmak için başlama, ama sevdiğin bu işten para da kazanmak istiyorsan sabırlı ol. En az 1 yıl beklemen gerekecek. Blog yazmak, başlar başlamaz para kazandıran bir hobi değil. 
🔺İlk yayınından itibaren "herkes okuyacakmış" gibi yaz. Titiz davran, GEÇİŞTİRME! Sonrasında düzeltmeye çalışmak çok daha zor olacak.
🔺 Blog yazmayı seviyorsan alan adı almak için geç kalma. "Daha çok yeniyim" deme. Sonradan ilerlediğinde alan adına geçmen daha zor olacak. Örneğin benim alan adım var ama bekliyor :)
🔺 Diğer bloglar ile iletişimde ol. Onlar senin en güzel dostların. Hepsi yardım eder, paylaşır, destek olur. Sen de onları her fırsat bulduğunda ziyaret et, okuduğun her yazıya mutlaka yorum bırak. Hepimiz yazımızın okunduğunu bilmek isteriz. Güzel dostlukları bir yana, yazdıklarını okumaya başladıktan sonra genel kültürün o kadar artıyor ki inanamazsın :) Her konuda onlara danışıyorsun.
🔺 Ziyaretlerini hesap kitapla yapma. İçinden geldiği gibi git, yaz, paylaş.
🔺 Sosyal medya hesapların olsun. Her yere yetişmeye çalışma ama önem verdiğin en az bir sosyal medya hesabın olsun ve yazılarını mutlaka paylaş. Beğendiğin yazıları, yorumları mutlaka belirt. 
🔺 Blogunu mutlaka yedekle! 
🔺 Yazılarına başlamadan önce kendince kategorileri ve etiketleri belirle, benzer konulardaki yazılara hep aynı etiketleri kullan. 
🔺 İlk fırsatta güzel ve kullanışlı bir tema edin.
....
Aklıma ilk gelenler bunlar sanırım. Daha çok yazabilirim ama sizi sıkmayım :)


❓ Hangi ülkede yaşamak isterdin? Ya da en çok gitmek istediğin mekanları yazabilir misin?
Yaşamak istediğim başka bir ülke yok. Gitmek zorunda kalsam da soğuk olmayan ve güneşli bir ülke seçerdim. En çok gitmek istediğim yer Venedik'ti ve ona da gidebildim şükür. 
Fakat malum bir süredir her şey üstüme geliyor. Umarım güzel ülkem ve güzel ülkemin güzel insanları huzura kavuşur yakın zamanda. 

-----

Bu mim de eskilerden olduğundan çoğunuz yaptı biliyorum. O yüzden tekrar mimlemeyeceğim. Yapmak isteyen olursa çok mutlu olurum ve merakla beklerim :)
DEVAMINI OKU

9 Mart 2017

KEFİR TARİFİ (+6 AY)

İtiraf etmek gerekirse kefir benim alışkın olduğum bir lezzet değildi. İsmini bile 10 yıl kadar önce öğrenmiştim. Tadına ilk baktığımda da beğenmediğimden "kefir" serüvenimi kendimce noktalamıştım. 
Ancak, tüm yararlı noktalamalarda olduğu gibi çocuktan sonra geri döndüm. Ona -hamilelik sürecimden beri- sağlıklı olan her şeyi denetmek ve yedirmek için elimden geleni yapıyorum. 

Sevdiğim bir arkadaşım da bana doğal mı doğal kefir taneleri getirince gönül rahatlığıyla mayalayabildim. 


Her ne kadar kefir herkesin damak tadına uymasa da -diğer mayalı ürünler gibi- kefirin faydaları da saymakla bitmiyor. Kefirin tüm faydalarını yazmaya kalksam yazı dizisi oluşturmam gerekeceğinden ben özet olarak en önemli özelliğinin "içerdiği probiyotik mikroorganizma sayısı" olduğuna değinip yapılışını ve kendimce püf noktalarını anlatmaya çalışacağım. 

Kefiri olduğu gibi içirdiğimde beğenmeyen oğluma nasıl sevdirdiğimi de yazının sonuna ekleyeceğim. Siz de kefir sevmeyen çocuklar için deneyebilirsiniz. 
Sevmezse vazgeçmeyin, belli aralıklarla tekrar deneyin veya farklı şekillerde sunmaya çalışın. Hiç olmadı tariflerinize ekleyin ki bu gıdadan mahrum kalmasınlar. 

MALZEMELER:
+ Kefir mayası / Kefir tanecikleri: Yaklaşık 1 kaşık 
+ Tercihen güvenilir açık inek sütü yoksa günlük pastörize süt; son çare -tercih etmemekle birlikte- uzun ömürlü süt: Yaklaşık Yarım-Bir litre

Miktarlar çok keskin değil, elinizdeki miktarlarla da deneme yapabilirsiniz. 

Ben bir bardak sütle bile mayalayabiliyorum. Bu yüzden güzel sütünüz kaldıysa az miktarda da olsa kefire dönüştürerek değerlendirebilirsiniz. 

kefir tanecikleri
Meşhur Kefir Mayası (Kefir Tanecikleri)

❗ Başlamadan önce dikkat etmemiz gereken noktalar:

Kefir mayasının metal ile kesinlikle temas etmemesi gerekiyor. 
Üzerlerinde bulunan ve mikroorganizmaların oluşturduğu özel bir zar olan kefiran'ın zarar görmemesi için kefir tanecikleri, fiziksel olarak zorlanmamalı: Sıkılmamalı, kesilmemelidir, metal ile temas ettirilmemelidir. 

YAPILIŞI:

fotoğraflı kefir tarifi
• Süt ve kefir mayası tercihen oda sıcaklığına yakın olmalıdır. Ne kadar ılık olursa maya o kadar iyi tutacaktır (ancak ben soğuğa yakın bir sıcaklıkta da denedim, maya için beklettiğiniz ortam ılıksa bu şekilde de tutuyor). 

• Mayalayacağınız cam kavanoza (veya uygun başka bir cam kaba) kefir tanelerini koyup üzerine sütü ilave ediyoruz. 
• Kavanozun ağzını streç filmle kapatıp üzerine küçük delikler açıyoruz.
• Oda sıcaklığı veya tercihen ılık ortamda, kesinlikle ışık görmeyecek bir yerde az 24 saat bekletiyoruz (ben gevşek olacak şekilde bir örtüyle de sarıyorum). 

evde kefir tarifi

• Yaklaşık 24 saat sonra kefir oluşuyor. Kefirin oluştuğunu görüntüsünden anlayabilirsiniz: mayalanmış yoğurt veya labne peyniri gibi bir görüntü elde edeceksiniz, süt halinden çıkacak (Süt iyiyse maya daha katı oluyor).

• Daha ekşi bir kefir tercih ediyorsanız bekleme süresini uzatabilirsiniz. 
• Kefir oluştuğunda kavanozu açıp metal olmayan bir süzgeçle, kefiri aktarmak istediğimiz kaba süzüyoruz. 
• Süzgecin üzerinde kalan kefir taneciklerini kesinlikle atmıyoruz, tekrar kullanacağız.
• Süzülen kefiri buzdolabına kaldırıp afiyetle tüketiyoruz.


Süzgecin üzerinde kalan kefir tanelerini için birkaç seçeneğiniz var:

• Kısa süre içinde mayayı tekrarlayacaksınız cam bir kapta -kabın tamamı dolacak şekilde- süt içinde buzdolabında bekletebilirsiniz (bu süreyi 10 günden fazla tutarsanız tanecikler bozulabilir).
• Kısa sürede kullanmak istemiyorsanız süzgeçteyken üzerinde su geçirerek durulayıp yine su içinde bir cam kapta buzdolabında veya buzlukta saklayabilirsiniz (bu süreyi de fazla uzatmanız tanecikleri bozacaktır, ancak dolabınızın özelliğine göre kesin bir süre veremiyorum). 

KEFİRİN TADI NASILDIR?
Kefir tam anlamıyla yoğurt ile peynir arasında bir lezzete sahip. İlk denediğinizde damak tadınıza farklı gelme sebebi bu. Klasik yoğurda göre biraz tatlı kaçıyor. 
Ancak alıştıktan sonra vazgeçemeyenler çok. 

Miniklerimizi de kefire alıştırmak gerekiyor, bu faydalı gıdadan mahrum kalmayıp kendi hayatlarına da sokmaları için.

İçmezse veya siz de içmezseniz bile tariflerinize peynir altı suyu gibi şifa olarak katabilirsiniz (peynir altı suyu ile ilgili yayın için tıklayabilirsiniz).

SEVMEYENE KEFİR NASIL İÇİRİLİR?
Kefirin doğal halini beğenmezseniz farklı şekilde tüketebilirsiniz. 

👉 Kefirden ayran yaptığınızda hazır ayranlara benzer bir tat elde ediyorsunuz. İçine tuz ekleyip güzelce çalkalayıp ince bir süzgeçten süzdüm. Bu şekilde çok lezzetli oluyor (tavsiye ederim). Kefir olduğu anlaşılmıyor.
Ev yoğurduyla yapılan ekşi ayranları sevmiyorsanız bir de kefirden ayran yapmayı deneyebilirsiniz.
Ben, iştahsız oğluma kefiri ayran şeklinde içirebildim! 

👉 Bunun dışında, içerisine bal, meyve, meyve suyu gibi ilave tatlar katabilirsiniz.

👉 Eğer seviyorsa yoğurt veya ayran ile rahatça karıştırabilirsiniz.

👉 Yoğurt çorbası seviyorsa yoğurt yerine veya yoğurda ilave kefir kullanabilirsiniz.

İlave Not:
• Kefir tanecikleri mayalandıkça artar. Doğal bir maya elde ettiyseniz ziyan olmaması adına fazla gelen miktarı su dolu küçük kavanozlarda dondurabilirsiniz. 
Emin olun, kefir mayanız olduğunu söylediğinizde isteyen çok olacaktır.


Afiyet olsun!
DEVAMINI OKU

6 Mart 2017

MİM MİRİ MİM: ÇOCUKLUĞUMUZA DAİR


Sevgili +ANNESİ'nin PRENSES'i ilk miminde beni de unutmamış! Kendisine tekrardan teşekkür ediyorum ve tekrardan 'aramıza hoşgeldin ❤️' diyorum. 
Biliyorsunuz mimlerde hatırlanmaktan çok mutlu oluyorum :) 

Mim'de 3 soru var ve çocukluğumuza iniyoruz:

1) Çocukluğunuzda en çok severek oynadığınız oyun neydi? 
Yakantoplu tombik sanırım? Hem aksiyon hem strateji, sen sevdiğim türden :)
Koşmalı oyunları severdim, güzel koşardım...
Şimdi ise en sevdiğim oyun TABU :)

2) Çocukluğunuzda en çok hayal ettiğiniz şey neydi? 
Özel bir şey hatırlamıyorum. 
Üçüncü sorudaki cevabımla ortak sanırım :) 

3) Klasik büyüyünce ne olacaksın sorusuna cevabınız neydi? 
Bir önceki mim'de de benzer bir soru cevapladım, hatta aynı cümlelerle ;) 
Öğretmen!!! Evet! Ben de deli gibi öğretmen olmak istiyordum. 
Bir sürü çocukla olmak! Güya bir düzine de çocuğum olacaktı haha :D Annem de 'sen büyü de görürüm ben seni' derdi. 1'den öteye gidemedim :) Çocukları hala çok seviyorum ama öğretmen olmadım. 
Asıl nedeni fazla gerçekçi bir karakter olmamda yatıyordu. Öğretmenlerde tayin olayı malum, bizimkiler asla göndermezdi, okuduğumla kalırım diye vazgeçmiştim o hayalimden :) 
Çocukluk olmasa da asıl gönlümde yatan meslek hep mühendislikti! Özellikle elektrik-elektronik. Ayrıca mimarlık. 

Sorular minik ve basit. Beni geçmişe götürdü. Mim için teşekkür ederim!
Rahat yapıldığı için öne çektim biraz ;)

Yapmak isteyen herkes mimlidir!

Sevgili Fenom +Kore Fenomeni mimlenmediyse o kesin mimli!!
DEVAMINI OKU

22 Şubat 2017

Çocuğunuzu İhmal Etmeden Üretken Blogcu Anne Olmanın Yolları

Üretken Blogcu Anne Olmanın Yolları

Blog açmak artık günümüzün en popüler hobileri arasında yer alıyor. Bugün hemen hemen her konuda sizleri cezbedecek blog bulmak hiç de zor değil.
Üstelik takip ettiğiniz blogların sizin yakın arkadaşınızın olma ihtimali de oldukça yüksek!
Peki anne olmak blog yazmaya engel mi? Bir yandan çocukla uğraşırken bir yandan blogcu anne kalmak mümkün mü?
Elbette mümkün! Aşağıdaki adımları takip ederek çocuğunuzu ihmal etmeden üretken bir blog yazarı olarak çalışmalarınıza devam edebilirisiniz.


1 – Herkesten önce uyanın!

Enerjinizin en yüksek ve aklınızı daha iyi kullanabileceğiniz en iyi an sabahın erken saatleridir. Üstelik küçük yaramazın size karışmayacağını da düşünürsek sabah saatleri oldukça iyi olacaktır.
Uykunuzu almış bir şekilde sabah kalkıp bir kahve ile kendinize geldikten sonra 1 saat gibi bir süre içerisinde yazınızı hazırlayacağınızı düşünüyorum.
Bunun yanında kendi isteğinizle erken kalkarsanız kendinizi daha sabırlı ve üretken hissedeceğinize inanıyorum.


2 – Mailinizi ve sosyal medya hesaplarınızı işten sonra kontrol edin


Sabah gözlerinizi açtınız! Hemen telefona sarılıp kim ne paylaşmış, bana hangi maili göndermiş diye bakmayın.
Çünkü yanlış atılan bir mail tüm sinirlerinizin alt üst olmasına neden olabilir.
Üstelik en verimli saatlerinize asabi olarak başlamanız doğru olmayacaktır. Bunun yanında zaten sonra cevaplayabileceğiniz bir maili ya da paylaşımı önce sabah, sonra da cevap vereceğiniz zaman 2 defa okuyarak vakit kaybedeceksiniz.
Bebeğinizden gün içerisinde fırsat bulduğunuzda da telefonunuz üzerinden mail alışverişi ve sosyal medya paylaşımlarına bakabilirsiniz.
Haksız mıyım?


3 – Yapılacaklar listeniz olsun

Zamanınız kısıtlı ve değerli. Uygun zamanı bulduğunuzda en etkin bir şekilde onu kullanmalısınız.
En uygun zamanınızda “ay ben ne yapacağım” diye kendinizi facebook da boş boş dolaşırken bulabilirsiniz.
Bunu engellemek için gün içerisinde aklınıza gelen işleri not edin. Böylece yapılacaklar listeniz oluşur ve yakaladığınız ilk fırsatta ben ne yapacaktım diye düşünmezsiniz.
Her telefonde bir not defteri uygulaması var. Hiç olmadı kendi kendinize mail atın :)


4 – İçerik planınız olsun

Bir işi rutine dökerseniz hem siz hem de okuyucunuz mutlu olur. Yani haftada 2 – 3 yazı yazabilecekseniz kendinizce gün belirleyin. Böylece siz kendi rutinize uyup yazı yazmış olursunuz okuyucunuz da bugün yeni yazınızın yayınlanacağınız bilerek sitenizi ziyaret eder.
Sabahın erken saatinde kalkıp bugün ne yazsam diye sormayın! Bu daha önce karar verilmesi gereken bir adım.
Gece yatmadan önce, yemek yaparken, TV izlerken bir sonraki yazınızın ne olacağınız belirlemelisiniz.


5 – İhtiyacınız olan şeyler el altında olsun

Blog yazarken çoğunlukla neye ihtiyaç duyuyorsunuz? Laptop, şarj aleti vs...
Belki müzik dinliyorsunuz, sabahın erken saatlerinde kulaklığınızı aramakla uğraşmayın. Hemen masanızın üzerinde olsun.
Gelelim online araçlara.




  • Hangi siteleri okuyorsunuz?




  • Yazınızı yazarken hangi sitelerin yazılarından ilham alıyorsunuz?




  • Resim düzenlerken hangi araçları kullanıyorsunuz?

  • Bu gibi siteleri ya tarayıcınızda sık kullanılanlara ekleyin, ya twitter da liste oluşturarak takip edin ya da kabaca not defterinizde saklayın.
    Sonra aramakla uğraşmayın!!!


    6 – Eski yazınıza geri dönmeyi ihmal etmeyin

    Sürekli yeni yazı yazmak zorunda değilsiniz. Bundan 1 yıl önce yazılan bir yazıyı güncelleyip tekrar paylaşabilirsiniz. Ya da belki de benzer yazdığınız 2 yazının birleşip tek yazı olması daha doğru olabilir.

    Son Sözler

    Çocuk yetiştirmek, anne olmak zor! Buna bir de blog yazarlığı eklenince hayatınız çok daha zorlaşacakmış gibi gelebilir. Eğer yukarıdaki tavsiyelere uyabilirseniz çok daha üretken blogcu anne olabilirsiniz.
    Çocuk, yemek, ev işi rutininizde sıkışan hayatınıza blog yazarlığı farklı bir renk katacaktır!
    Gözünüz korkmasın. Düzenli bir çalışma ile en azından haftada 2 yazı yazarak blog yazarlığı yapabilir ve kitlelere ulaşabilirsiniz.
    Atladığım bir nokta mı var? Sizce blog yazarı anneler daha üretken olmak için neler yapmalı?

    Bu yazı Teknojest sitesi sahibi Poyraz Şahin tarafından hazırlanmıştır.
    DEVAMINI OKU

    20 Şubat 2017

    KİTAP YORUMU, KİTAP TAVSİYESİ: MOMO (MICHAEL ENDE, KABALCI)

    MOMO
    Bu kitabın ismini ilk kez "Bize Her Yer Okul" blogu sayesinde öğrendim. Kendisine teşekkür ediyorum. Yayını okur okumaz "bu kitabı okumalıyım" dedim ve fırsat kolladım. Okuyup bitirdiğimde ise hiç ama hiç yanılmadığımı anladım. En sevdiğim kitaplarda üst sıralara taşıdım ve "herkese ama herkese tavsiye edilecekler" listeme ekledim.
    Kitap okuyan okumayan herkese bu kitabı şiddetle öneriyorum.

     ❗ ZAMANIMIZ ÇALINIYOR 
    Evet, zamanımızı çalıyorlar ve bu konuda hiçbir şey yapmıyoruz. Belki cesaretimiz, belki öngörümüz, belki de hevesimiz yok. Sebep ne olursa olsun.

    MOMO; ya da zaman hırsızlarının ve çalınmış zamanı insanlara geri getiren çocuğun tuhaf öyküsü.
    Büyük bir kentin güney kıyısında, eskilerden kalmış, çam ormanında gizlenmiş bir amfiteatr kalıntısına küçük bir kız çocuğu yerleşiyor: Momo. Simsiyah kıvırcık saçlar, çok güzel kocaman siyah gözler, çıplak gezmekten kararmış ayaklar, rengarenk yamalı uzun bir etek, üzerinde kocaman duran kolları kıvrılmış eski bir erkek çeketi... Çevredekilerin "seni bir yere yerleştirelim, bizlerden birinde kal" gibi ısrarlarına rağmen bu yıkık amfiteatr'daki kendi oluşturduğunu küçük odasında kalmakta ısrarcı. Herkesin yardımıyla bu küçük oda adeta bir ev haline geliyor. Momo burada keyifle yaşarken herkes ama herkes Momo'yu sürekli ziyaret ediyor ve onu ziyaret eden herkes mutlu ayrılıyor. Çünkü Momo'da farklı bir şey var? Hayır, gizli bir güç değil, verecek akıl ya da teselli de değil...
    "Momo'nun hiç kimsenin yapamayacağı şekilde başardığı şey şuydu: dinlemek. 
    Momo karşısındakileri, aptal insanların bile aklına parlak düşünceler getirtecek şekilde dinlerdi."
    Durup düşünmeye bu cümlelerle başlıyorsunuz.
    Kitabı anlatmak oldukça güç.
    Momo ve çevresindeki bu güzel insanların hikayeleriyle başlıyor kitap. Ara ara isimleri geçen "Duman Adamlar" ortaya çıkana kadar her şey çok güzel gidiyor.
    Duman Adamlar kendilerine "zaman tasarrufçusu" diyor. İnsanları tüm detaylarını bilecek kadar izliyor, konuşarak etkileri altına alıyor, zaman tasarrufu yapmaya ikna ediyor ve sonrasında hiç olmamışlar gibi unutulup yanlarından ayrılıyorlar. Duman Adamlarla karşılaşanlar zamanlarını tasarruf etmek için koşturuyor, her saniye bir şeyler yapıp bir şeylere yetişiyor, hiçbir şey için gereksiz vakit harcamıyor, sonucunda da kazançlarını artırıp ihtiyaçları olmayan şeyleri almaya çalışıyor.
    Sonuç olarak işinden zevk almayan, yolda giderken sağa sola bakamayacak kadar meşgul, müşterileriyle veya arkadaşlarıyla sohbet dahi etmeyen, ailesine harcayacak zamanı olmayan insanlar arttıkça artıyor.

    Bu durumdan en çok etkilenen tabi ki çocuklar oluyor. Kendilerine ayrılan bir zaman olmadığından ailelerinin vakit geçirmeleri için aldıkları oyuncaklar içinde yalnız kalıp soluğu Momo'nun ve arkadaşlarının yanında alıyorlar.
    Picasso'nun meşhur sözü geliyor akla: 
    "Her çocuk bir sanatçıdır, sorun büyüdüğümüzde nasıl sanatçı kalabileceğimizdir."
    Momo'nun, arkadaşları, başını sokacak dört duvar, arkadaşlarının getirdiği yiyecek ve üzerindeki kıyafetler dışında bir şeye ihtiyacı yok. Aslında bu hepimiz için geçerli değil mi?

    Momo'nun zamanı bu kadar keyifli kullanması, arkadaşlarının Momo ile keyifli vakit geçirmesi ve herkesin sakince mutlulukla yaşamaları Duman Adamları çok rahatsız ediyor. Momo yüzünden tasarruf edilmesi gereken zamanlar boşa harcanıyor. Bu işe bir el atma zorunluluğu hissediyorlar.
    İşte olaylar tam da bu noktadan sonra başlıyor.

    Arka Kapak Yazısı (biraz bulanık çıkmış):
    Kitabı okuyacaklar için fazla detay vermek istemiyorum.
    Bende yaşattığı duyguları tarif etmem gerçekten güç.
    Aslında "Klostrofobi" yazımda anlattığım duyguların benzerlerini yaşadım. Beni çok rahatsız eden bu "koşuşturma ve modern yaşam" bahanelerinin yoğun hissiyatının içine düştüm.
    Kendime üzüldüm, kendim dahil büyük şehirde yaşayanlara acıdım.
    Eğer mandıra filozofu olarak keyif içinde yaşamıyorsanız bu kitabı okuyup hayatınızı bir gözden geçirin derim.

    Kitabın dili nasıl? Kitabın dili oldukça akıcı, okuması rahat. Diğer kitaplardan farklı olacak şekilde saman renkli kağıt üzerine kahverengi-bordo bir yazı diliyle yazılmış. Kitap kalın değil, ilaveten harfler ayrık, sayfalar boğmuyor, hemen bitiyor. 
    Türü fantastik olarak değerlendiriliyor ama ben bu konuda emin değilim :) "Gerçek bir hikayeden uyarlanmıştır" deseler daha uygun olurdu benim için. 

    Beğendiğim sözleri hem yazı hem de fotoğraf olarak paylaşmak istiyorum:
    "Boşuna zahmet etme" dedi, "bizimle başa çıkamazsın!" Momo diretti."Seni hiç kimse sevmedi mi?"

    "Çocukların bizim işimizde ne kadar tehlikeli olduğunu kendiniz daha iyi bilirsiniz."
    "Çocuklar" diye konuştu Hâkim, "bizim doğal düşmanlarımızdır. Onlar olmasaydı insanlık çoktan bizim pençemize düşmüş olacaktı. Çocukları zaman tasarrufuna alıştırmak büyük insanları alıştırmaktan çok daha güçtür. Bu yüzden en sert yasalarımızdan biri şudur:
    Er geç sıra çocuklara gelir.

    'İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe, zaman azalıyordu...'
     
    'NE KADAR YAVAŞ, O KADAR ÇABUK' İnsan ne kadar yavaş hareket ederse o kadar hızlı ilerliyordu. Ama aksine, ne kadar acele ederse de o kadar güç ilerliyordu. 
    Oyunları onlara bakıcıları öğretiyor ve bu oyunlar hep yararlı bir hizmet şeklinde oluyordu. Ama bu şeyler olurken de bazı şeyleri unutmaları gerekmişti. Neleri derseniz; sevinmeyi, hayal kurmayı ve heyecanlanmayı...

    Kitabı çok ama çok ama çok beğendim!!!! 
    Sanılanın aksine çocuk kitabı değil. 
    Kitap okuyan okumayan herkesin okumasını şiddetle tavsiye ediyorum. Pişman olmayacaksınız...

    Anne babaların da özellikle okuyup kendilerine dışarıdan bakması gerekiyor.

    Bu tarz bir kitap okumayalı uzun zaman oldu. Normalde tercih de etmem. Buna rağmen tekrar tekrar okuyacağıma ve okutacağıma eminim...

    Lütfen okuyun ve bana yorumunuzu yazın, merakla bekliyorum.

    -------------

    Şimdiye kadar paylaşabildiğim diğer kitap yorumları:
    DEVAMINI OKU
    Blogger tarafından desteklenmektedir.